01 – NEFS TERBİYESİ (BİLLAHİ ANLAMDA HÜRRİYET-DUNİHİ ANLAMDA HÜRRİYET)

”Konumuz “Billahi anlamda hürriyet” ve “duniHi anlamda hürriyet” ama konunun esası “NEFS TERBİYESİDİR” Dolayısıyla “nefsi” ve “nefsin şerrini” kıyas yöntemi ile ele almaya çalışacağız.

“Billahi anlamda hürriyet” ve “duniHi anlamda hürriyet” aslında kader konusunun amelidir. Kader matriksinin gereği olarak yaşanabilir hayat normların cereyanı sırasında gerçekleşir. Biz konumuzu ele alırken, kesret dili, ilişkiler dilini kullanacağız. Tevhid dilini bu anlatımda kullanmayacağız. Genelde kader konusu anlatılan yerlerde merak edip okuyanlar tevhid diliyle gördükleri için o konuyu tam anlamaları, idrak edebilmeleri zorlaşabilmektedir. Tevhid diliyle anlatılan konulardan bir amel çıkarmak mümkün olmaz ancak konuyu kesret diliyle ele almak, kullar arası ilişkiler diliyle ele almak gerekir ki o konunun insanlar için ameli çıkabilsin.

Bu yüzden konumuzu kesret diliyle ele almaya çalışacağız. Kader konusunun bu ameli, kendi arasında iki ana bölüm halinde incelenir;

  1. Kulun dahli olmayan ameller
  2. Kulun dahli olan ameller

Kulun dahli olmayan ameller öyle amellerdir ki kulu taşır. Bu yüzden bu bakımdan yani bu bölümle ilgili olarak kulun dahli olmayan ameller açısından kadere teslim olmak demek kader manasına yaslanmak demektir. Kulun dahli olan amelleri kul taşır. Dolayısıyla bu amellerin gerçekleşebilmesi için kader matriksinde kul özgür kılınmıştır. Bu özgürlük için de kula Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisi verilmiştir. Bu amellere kul bu yetkiyle dahil olabilir. Bu yetkinin sınırları vardır. Yalnızca hak ve batıl arasında tercih noktasında çalışan bir özgürlüktür. Bu kadardır. Muhtariyeti tercih gücü yetkisi yalnızca hak ve batıl arasında tercih yaparken oluşan, o andaki tercihi yerine getirebilmek için verilen bir özgürlüktür. Burada da kadere teslim olmak vardır. Kadere teslim olmanın iyi anlaşılması gerekir.

“Kulun dahli olmayan amellerde kadere teslim olmak kader manasına yaslanmaktır. Kader manasıyla didişmemektir. Ama kulun dahli olan amellerde kadere teslim olmak demek verilen görevi Allah’ın rızasına uygun şekilde yapmaktır.”

Bu konunun iyi anlaşılması gerekir. Kulun özgür kılındığı, dahil olduğu bu amellerde hak ve batıl arasındaki tercihte kadere teslim olmak demek, kendisine verilen görevi Allah’ın rızasına uygun şekilde yapması demektir. İki türlü teslimiyet söyledik, çok önemli.

“Kader konusunun ameli tam bir gerçek nefs terbiyesidir. En kısa, en kestirme, en gerçek, biricik yöntemdir.”

Kulun dahli olan ameller üzerinden yürümeye devam edeceğiz ve yine konuyu kesret diliyle, kullar arası ilişkiler diliyle ele almaya çalışacağız, yöneliş diliyle, tevhid diliyle değil. Bunu neden sık dile getiriyoruz, genellikle kader konusunu merak edenler, okuyanlar, rastladıkları yerlerde, tevhid cümleleriyle, yöneliş cümleleriyle buldukları için, bizim şu anda sunmaya çalıştıklarımızı o konunun dışında sanmasınlar diye ama için esası; kadere iman edilirken tevhid diliyle açıklanmış manaya iman edilir ama kaderle ilgili amel yapılırken kaderin kullar arası ilişkiler dili, kesret diliyle açıklamak gerekir.

“Konumuzdaki önemli nokta bu amelin aracıdır. Hangi araç kullanılmaktadır? Kulun dahli olan amellerin icraat aracı nedir? Araç hürriyettir. Çünkü kul dahli olan amellere kendisine verilen Muhtariyeti Terci Gücü yetkisini kullanarak girmektedir bunu kullanarak amelleri gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla araç hürriyettir.”

Araç hürriyet olunca karşımıza bu hürriyetin iki tür kullanılması ortaya çıkar. Bu hürriyet bir Billahi anlamda kullanılabilir, bir de dunihi anlamda kullanılabilir. İşte esas mesele burada düğümlenmektedir ve insanların ahiretteki yaşantılarının konumlarının belirlenmesi de bu konuya bağlıdır.

Billahi anlamda hürriyet nasıl gerçekleşir, duniHi anlamda hürriyet nasıl gerçekleşir birkaç cümle ile ikisini kıyaslamaya çalışalım.

Billahi anlamda hürriyet şöyle gerçekleşir; DuniHi algı ve zanlarına sırtını dönmüş olarak hanif bir hayat tarzı oluşturmuş olmak gerekir veya böyle bir hayat tarzına aday olmuş olmak gerekir ki bu söylediğimiz duniHi algı ve zanlarına sırtını dönmüş ve böylece hanif bir hayat tarzı oluşturmuş kişi aynı zamanda Kur’an’da şöyle tarif edilir; Aminû Billâhi ve Amilus Sâlihati – Billahi anlamda iman etmek ve bu imana uygun olarak ta davranmak, bu imana uygun olarak ta hayat tarzı oluşturmak.

Hak yolda kazanılmış değişim elde edebilmek için Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini hak yolu tercih için istekli, arzulu ve ısrarlı olarak kullanılması gerekir. Eğer kul Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini hak yolu tercih etmek için istekli arzulu ve ısrarlı kullandıysa işte şimdi kul hürriyet imkanını Billahi anlamda kullandı demektedir. Bir başka deyişle bu kul hayatını Billahi anlamda hürriyet ile yönetiyor demektedir.

DuhiHi anlamda hürriyet ise şöyle gerçekleşir; Dunihi algı ve zanlarına göre dizayn edilmiş bir hayat tarzı vardır ve kazanılmış değişim batıl hayatta gerçekleşir. Böyle olunca da bu hayat tarzı içerisindeki kullar Muhtariyeti Tercih Gücü yetkilerini batılı tercih için istekli arzulu ve ısrarlı kullanırlar. Bu kul, istekli, arzulu ve ısrarlı Muhtariyeti Tercih Gücü yetkisini batılı tercih için kullandığında, hürriyet imkanını duniHi anlamda kullandı demektir. Bir başka deyişle hayatını duniHi anlamda hürriyet ile yönetiyor demektir.

Öyleyse karşımıza iki farklı hayat tarzı çıktı; Şimdi bu hayat tarzlarını birbirleriyle kıyaslayarak anlamaya gayret edelim.

  1. Billahi anlamda hürriyet ile yönetilen hayat tarzı
  2. DuniHi anlamda hürriyet ile yönetilen hayat tarzı

Bunları da çeşitli maddeler altında incelemeye çalışacağız. Başlangıçtaki maddelerimizde kulların idraklarının kimlklerini, kimliklerinin ortaya çıkışını kıyaslayacağız. Bundan sonraki maddelerde ise daha çok o kimliğin bakış açısını ve sonra da o kimliğin hayat tarzlarını kıyaslayarak konuyu tamamlamaya çalışacağız.

Bir kul Muhtariyeti Tercih Gücünü billahi idrakla kullanıyor, bir diğeri DuniHi algıyla kullanıyor. Mümkün olduğunca bu şekilde ayırmaya çalışacağız. Billahi idrak derken var olan bir şeyi, yaşayan bir manayı söylerken, duniHi algı derken de karşısında bir zan olduğunu belirterek, oraya bir vurgu koyarak ona da duniHi algı diyerek kıyas yapacağız .

Devam edecek…

Mustafa Yılmaz DÜNDAR