Allah’ın lütfuna tâlib olarak istemek…

İnfak üzere bir hayat tarzı müthiş bir şeydir. Hayat tarzımızın infak üzere olması ne demektir, hayat tarzı nasıl infak üzere olur, ne infak edilir, göreceğiz inşâAllah. “İyyâKE na’budü ve İyyâKE nestaiyn”i hakkıyla söylemek ve onu hayat tarzı haline getirmek için anlamaya, o konudaki bilgi ve idrakımızı yükseltmeye gayret ediyoruz. İsteme konusunda uyarıcı âyet ve hadisle devam edelim.

“Allah’ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanları) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah’tan lütfûnu isteyin. Muhakkak ki; Allah, Bi külli şey’in aliym’dir.” (Nisâ-32)

“…Yardım ancak ve yalnız Aziyzil Hakiym olan Allah indindedir.” (Âl-u İmran-126)

Efendimiz (SAV) buyuruyor: “Dünya ile ilgili bir kıyas yaparsanız durumu sizden iyi olmayanı ölçü alın. Âhiretle ilgili kıyas yapacaksanız sizden yukarıda olduğunu sandıklarınızı ölçü alın. Böyle yapmanız, ibret almanız, şükretmeniz, sabretmeniz ve kendinize çekidüzen vermeniz için daha hayrlıdır.” (Hadis)

“Dünya malı ile ilgili bir kıyas yapacaksanız” derken bir kesin ifade kullandık; “durumu sizden iyi olmayan.” Çünkü dünya malını görüp, tespit edip, karar veriyorsunuz. Ama âhiret ile ilgili kıyas yapacaksanız “Durumu sizden yukarı olanı” demedik, “Durumunun sizden yukarıda olduğunu sandığınız kişileri ölçü alın” dedik. Orada bir hüküm cümlesi kurarsak yanlış yaparız, çünkü âhiretle ilgili kimin bizden iyi olduğunu bilemeyiz. Kendinizi “Şunun durumu âhiret açısından benden iyi” diye hüsnü zannda bulunduğunuz birisiyle kıyaslayın, ona yetişmek için. Dünya malıyla ilgili bir kıyas yapacaksanız durumu sizden geride olanı ölçü alın ki ne kadar avantajlı olduğunuzu görün. Bunlar müslüman için dünya hayatının en alt sınırlarıdır. Aslında öyle bir kıyas yapmamak gerekir.

Nisâ Sûresi 32, Allah’ın dünyada birbirinize göre üstün kıldığı, farklı yaptığı şeylere bakıp “Benim de böyle olsa” dediğiniz şeyler varsa onları hırsla, hasretle arzu etmeyin diye uyarıyor. Böyle bir kıyas yapmayın, çünkü erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Burayı anlamaya çalışacağız. Sonra âyet bize doğru yolu gösteriyor, isteyeceğimiz şeyi belirtiyor: Allah’tan lütfunu isteyin. Çünkü yardım edecek olan, verecek olan yalnız Aziyzül Hakim olan Allah’tır, istedikleriniz de Allah indindedir. Nisâ Sûresi 32. âyetin Ümmü Seleme validemiz radıyallahü anh’ın bir sözü üzerine inmiş olduğu rivayetlerde vardır. “Erkek olsaydık” gibi bir cümle, bir fikir ileri sürmüş, “Onlar savaşa gidebiliyorlar, savaşıyor ve şehit oluyorlar” diye özenmiş, “Diğer yanında mirastan iki pay alıyorlar, biz kadın olarak bir pay alıyoruz. Onlar bize göre avantajlı, biz de erkek olsaydık” gibi bir fikir ileri sürmüş ve böyle bir âyetle cevaplanmış.

Aslında ne istiyorsanız onun size ait olan bir sorumluluğu var. O ne zaman başlar? İstemeye başladığınız an. Arzu olarak o size ait, istek olarak ondan sorumlusunuz. Bir şey istediğin zaman istediğin o şeyden Allah indinde sorumlusun. Bir şey istedin ve o istediğin şeyle ilgili süreç başladı. Ona sahip olduysan sahip olma süreci var. Sonra da onun bir ahiret süreci var. Dolayısıyla, bu işe bir bütün olarak baktığımızda, sürecinde ve sonunda Allah’ın razı olacağı hal ne ise ona tâlip olmak, Allah’ın lütfundan istemek gerekiyor.

Bir şeyin süreci isterken başladığı için, eğer kişi Allah’ın lütfuna tâlipse hemen sığınır; Allahım senin razı olacağın arzu ve istekleri bana lutfet, senin razı olmadığın arzu ve isteklerden, heva ve heveslerden sana sığınırım, beni kurtar.

Böyle diyerek sığınmak ve daha başından süreci başlatmamak gerekir. Arzu ederken, isterken, heveslenirken bile isteğinizle ilgili süreç ve sonucu hakkında Allah’ın rızasına, hoşnutluğuna tâlip olmak gerekir. Bunları umursamadan arzu etmek, olayların üstüne hasretle atlamak ve elde etmek insan için hep sakıncalı olmuştur, hep hüsran yaşamıştır. Bu yüzden böyle bir uyarı var.

Bilesin ki Allah Bi külli şey’in Aliym’dir. Meâllerde bu, “Allah her şeyi bilendir” diye yazılıyor. Ancak başında “Bi” olduğu için biz onu “Allah her şeyi bilendir” şeklinde meâllendirmedik. Onlara meâli parantezli yazmak gerekir: Allah Bi külli şey’in Aliym (bildikleri dışında olmaksızın bilen)dir. “Allah bilendir” diye yazıldığında, kişi eğer “Allah’ın dışı var, dışında da bir şeyler var, Allah onları biliyor” sanıyorsa kendini de Allah’ın dışında düşünüyor ve bizim birbirimizi görüp gözetlediğimiz gibi Allah’ın kendisini gözetlediğini zannediyor. Değil!

Allah’ın bilmesi, dışı olmaksızındır, Allah “dış” kavramı olmaksızın her şeyi bilendir. O’nun bildiği şeyler dışında olan şeyler değildir. İnsanın bildiği şeylerin çoğu dışındadır.

Kişi bu algıdan kurtulamadığı için Allah’ı da öyle düşünür. “Bi külli şey’in Aliym; Allah’ın bildikleri de, bilmesi de dışında değildir” demektir. “B” ile bizi uyarıyor, diyor ki, Allah’ın bilmesini dûniHİ düşünme, bu işi dûniHİ algılama!

Âl-u İmran 126’la biz bu yardımın yalnızca Allah’tan olabileceğini, O’nun indinde olduğunu vurguladık. Öyleyse, ihtiyaçlarımız için bir istekte bulunurken veya bunları henüz arzu istek planında sürece sokarken zihnimizde onlarla ilgili “Müstakilen VAR ve Muhtar” güçler oluşturmayalım. Bu âyet bize, arzumuz, isteğimiz, talebimiz ve ihtiyacımızla ilgili hangi mercilerle ilişki kuracaksak oraları zihnimizde “Müstakilen VAR ve Muhtar” bir güç gibi düşünmemeyi hatırlatıyor. Ayet, bu konularda da dûniHİ algı ve zannlarından kendimizi sıyıralım uyarısıdır.

Allah’ın insanlara verdikleri, özellikle Muhtariyeti Tercih Gücü’nün “Tercihle” ile ilgili sınavı kapsamında Lütuf ve Mekr diye kısımlanır.

“Lütfundan isteyin” uyarısı, süreçte ve sonuçta Allah’ın razı olacağı hale tâlip olun demektir. Onu umursamayan kişi “Nasıl olursa olsun ama benim olsun” derse ve ona o mekr yollu gelirse, bunu fark etmeyen bir göz onu mükafat, ikramiye, rahatlık zannedebilir.

Bunu basit bir şeye benzetelim, anlamak için. Bir otomobilde kişi ailesiyle şarkılı türkülü çok memnun gidiyor. Yolda da devamlı “uçuruma 200 m, uçuruma 100 m, uçuruma 50 m” uyarıları var. Ama onun anladığı dilde değil. Anlamadığı için rahat bir şekilde gidiyor. Ama yol bittiği zaman her şey biter! Âyet, “İşte ona tâlip olmayın, o mekr’dir” diyor. Mekr tuzak demektir. Tuzak içerisinde ikilem içeren şey demektir. Tuzakta ikilem vardır, o sizi Allah’a karşı ikileme düşürecek bir şeydir. “Buna tâlip olmayın. Bu öyle bir tuzaktır ki sizi cennetten, cennet amellerinden uzaklaştırır, size yanlışı daha hoş gösterir” diyor. Yanlışı hoş gösteren ne varsa hepsi inanan için tuzak şeylerdir, onlara topluca “mekr yollu” denilmiştir.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından