Siz Allah’ın fakirlerisiniz ve Allah merhameti kulları için kendine farz kıldı…

“Ey insanlar! Siz Allah’a fakirlersiniz. Allah ise Ğaniyyül Hamiyd’dir.” (Fâtır-15)

“Sizin indinizdekiler tükenir, Allah’ın indindeki ise bâkîdir.” (Nahl-96)

“İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” idrakımızın kuvvetlenmesine destek verecek bu iki ayeti birlikte ders yapalım.

Fâtır Suresi, “Ey insanlar, siz Allah’a fakirlersiniz” derken yalnız inananların değil, tüm insanların bir özelliğini söylüyor. Tüm insanlara; ey insanlar, siz Allah’a fakirlersiniz, Allah Ğaniyyül Hamiyd’dir diyor. “İnsanlar fakirdir”i anlamak üzere kullandığımız “fakir” kelimesine bakıp oradan bir mânâ çıkaralım, alt sınırı o oluştursun. İnsanın ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları temin imkanı olması gerekenden kısıtlıysa veya yoksa dünya diliyle biz o kişiye fakir deriz. Böyle olduğu için bize bir görev doğar, onun ihtiyacını karşılayabilecek gücü olanın onu karşılaması gerekir. Bu normal insânî ilişki içindir. Ama âyet “Siz Allah’a fakirlersiniz” diyor, “Birbirinize göre fakirsiniz” demiyor. Eğer âyeti, birbirimize göre fakirmişiz gibi anlar ve meâllendirirsek yanılırız. Bir kul bir kula bakıp fakirliği öyle tarif ederse doğrudur. Ama ayetin bize öğretmek istediği onun ötesindedir, âyet “iyyâKE nesta’iyn”i hakkıyla söyleyebilmemiz için bize ders veriyor: Siz Allah’a fakirlersiniz! Normal hayat için dedik ki fakir dediğimiz kişi kısıtlıdır, noksandır. Normal hayata göre bir ihtiyaç tespit ettik, ona göre kısıt ve yokluk tarif ettik. “Allah’a fakirlersiniz” denince ölçü Allah’tır; kul Allah’a karşı fakirdir. Âyette kullar içerisinden seçilen, yani “Allah’a fakirlersiniz” denilen insandır. Öyleyse bir insanı düşünecek olursak, Allah’a göre Kul Zat, Allah’ın izniyle/emriyle kayıtlı, kısıtlı, noksandır. Çıkardığımız bir mana budur: İnsan Allah’a göre kayıtlıdır, kısıtlıdır, noksandır, Biiznillah. Kulun “Zatım” dediği Kul Zat böyledir. Noksan olduğun için, “Allah’a fakirlersiniz” âyetinin bir başka manası “Allah verecek” demektir, “Sen noksansın, noksanını Allah verecek.” Bütün insanlar için böyledir, bilsin bilmesin böyledir. Allah’a fakirlersiniz, Allah’ın fakirlerisiniz demektir. Hayattan bir örnek vereyim, çok hayr ehli bir insan düşünün. On kişiye iyi bir şekilde yardım ediyor, o on kişiyi kendisi için “fakirlerim” diye tarif eder, “Bizim fakirler” der. Bunu bir mertebe söz konusu olarak söylemez, âyetten yararlanarak söylüyorsa görev olarak söyler. “Onlar bana göre noksan. Allah bana onlara verdiğinden fazla emanet verdi, bu yüzden ben onlara vermekle görevliyim” der. “Allah’a fakirlersiniz” de böyledir:

Siz Allah’a göre noksansınız ama Allah sizin vereninizdir, Allah size verecektir, çünkü siz Allah’ın fakirlerisiniz.

Ancak, burayı doğru anlayabilmek için diğer ayetlerden öğrendiğimiz bir özelliği getirip buraya koymamız lazım: Allah’ın fakirleri, ihtiyacını Allah’ın karşılayacağı kısıtlı kullar Allah’ın dışında olarak ihtiyaç sahibi değillerdir. Kesinlikle dış kavramı düşünmeyin.

Buradan ayrıca öğreniyoruz ki insana verilenler dünyalıktır. Âyet devamında bir kıyasa götürüyor. “Siz Allah’a fakirlersiniz, Allah ise Ğaniyyül Hamiyd’dir” diyerek insana bir kıyas yapıyor ve diyor ki; sana verilenler dünyalık çerçevededir, ölünce yanında götüremezsin. Geçmişte kendini rab ilan etmiş olanlar götüreceklerini zannetmişler ama götüremiyorlar. Piramitlerde, mezarlarda çıkan şeyleri görüyoruz. Hep zann, hep sanma! Ne diyoruz? Götüreceğini sandı. Hep sanış. “Götüreceğini sandı” deyip siz bugünün idrakıyla ona gülüyorsunuz. Gelecektekiler de sana gülmesin? Öyleyse yanlış sanmalardan kurtulmak lazım. Hayatta sanma/sanış hep var, hayat hep o. Nahl-96 bu mânâyı biraz daha derinleştirerek öğretiyor: Sizin indinizdeki tükenir, Allah’ın indindeki ise bâkîdir. Yani Kul Zat’a verilenler tükenmeye mahkumdur. Neden? Çünkü kul Ehad ve Samed değildir, Ehad ve Samed olamaz da. Çünkü dışı vardır.

Dışı olan, dışı kavramı olan tükenir, tükenmeye mahkumdur. Dışı kavramı olanda ilahlık iddiası vardır, o tükenmeye mahkumdur. Dünya hayatında tükenmezse o tükenme cehennemde devam eder; azablı tükenme olarak.

Sizin indinizdekiler tükenir, Allah’ın indindeki bâkîdir. Çünkü Allah Ehad’dır ve Samed’dir; dışı kavramı yoktur. Tükenme’nin dışla ilişkisini kurmamız lazım; kulun dışı olduğu için onun indindekiler tükenir. “Allah’ın indindekiler tükenmez” ile “Siz Allah’a fakirlersiniz” öğütlerine birlikte baktığımızda, indindeki tükenirse kul ahirette ne yapacak? Dünyadaki tükendi, ne varsa. Mevki, şan, şöhret, para, mal, mülk, evlat, hepsi tükendi, bedeni dâhil. “Siz Allah’a fakirlersiniz” ayeti diyor ki; tükendiniz ama Allah verecek, Allah size verecek, çünkü sizin ahiret ihtiyacınızı da O bilir. Siz O’nun fakirleri olduğunuz için de O size verecek. Allah Ğaniyyül Hamiyd’dir. Kısa olması için bir cümle ile mânâlandıralım: Hamd kendisine ait olan Allah’ın zenginliği sınırlandırılmaktan beridir. Dolayısıyla, “Kulum, şimdi kendini kıyasla ve bu gerçekler çerçevesinde ‘İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn’ de. Ne kadar da ihtiyaç sahibisin ve bunları temin edecek hiç bir vasfın da yok, özellikle ahiretle ilgili” diyor. Ama bizi hemen ferahlatır:

“O, merhamet etmeyi kendi zatına farz kıldı.” (En’am-12)

İşte bu yüzden, fakirlerinin ihtiyaçlarını verir. Allah’ın merhamet etmeyi nefsine farz kılması, bize Allah’ın indinde merhamet kelimesinin önemini ve kulların buna ne kadar ihtiyacı olduğunu da öğretir, anlatır. Dolayısıyla, Allah’tan merhamet istemek -merhamet duası- Allah indinde çok makbul bir dua olur. Merhamet öyle kapsamlı bir kelimedir ki: Siz Allah’tan bir şey isterken duanızda tatmin olmak için tarif yaparsınız. Fakat ‘O tarifin bir yeri acaba noksan mı oldu, yanlış mı istedim?’ gibi de tereddütleriniz olur. Çünkü, kul olarak bu işin ilerisini gerisini bilmiyoruz ama bir konuda da şöyle olsun diye dua ediyoruz, tarif yapıyoruz. Bu yüzden kişi ne yapacağını şaşırabilir. İşte merhamet kelimesi, merhamet duası sizin bilip bilmediğiniz her türlü ihtiyacınızı içerir. Siz Allah’ın fakirlerisiniz ve Allah merhameti kulları için kendine farz kıldı, ihtiyacınızı bilmeniz gerekmez! Bilmemeniz noksanlığınızdan zaten, çünkü insanın indindeki tükenir.

Dolayısıyla, siz merhamet duası yaptığınızda, yani isteğiniz ancak merhamet olunca, dünya ve ahirette size lazım olan en hayrlı şeyler sizin için nelerse onların hepsini içerir. Bu yüzden, “Bi Rahmetike ya Erhamer râhımiyn” zikri ve duâsı müslüman için önemlidir.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından