Tâlib’e “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” önemini kısaca tekrar hatırlatmak için…

“İyyakE nesta’iyn”i anlamaya çalışıyoruz. İlk mânâ olarak; “Allahım sadece SENden isteriz, ancak SENden isteriz” diyoruz. Bir ilerisi, “SENden isteriz”dir. Daha ilerisi “İsteriz” der kalır. O noktada zihninizden alternatifler öyle silinmiştir ki, “SENden isteriz” meâli bile size alternatifli gibi gelir. Kelime orada geçer ama sizin için o mânâda geçmez. Ne manada geçer biliyor musunuz? Muhabbet mânâsında geçer. O “Bir emir veren olarak SENden isterim” ifadesindeki “SEN” değildir, alternatifi olan bir kelime de değildir. O artık muhabbet duyduğunuz bir ifadedir, Allah’a seslenmeniz içindir, “SEN” demeniz içindir; SENden isterim Ya Rabbi. Anlattıklarımızın hepsi üst üste gelince inşâAllah size başka bir ifade oluşturur.

Geldiğimiz idraka ek yapmak için tekrarlıyoruz, değilse bildiğiniz bir şey: Kul yaratılandır, Allah yaratandır. Paylaştığımız konular içerisindeki anahtar kelimelerden birisi buydu.

Kur’ân’da böyle anahtar kelimeler vardır. Maalesef bu anahtar kelimeler anlaşılamamış, bunların açacağı yerler de açılmamıştır. Anahtarı taşımak ayrı bir iştir, bir yüktür, açmak ayrı bir şeydir. Bunlardan birisi de dûniHİ-dûnillah idi, onu “Aşağıların Aşağısı” kitapçığında paylaştık.

DûniHİ-dûnillah anahtarıyla Kur’ân mesajını açtığımızda Yaratan ve Yaratılan için şöyle bir vasıf öğreniyoruz: Kul yaratılandır. Yaratılanın ‘dışı’ kavramı vardır, orada başka kullar vardır. Dikkat edin, “dışı var” ayrı şeydir, “dışı var kavramı” ayrı şeydir. İyi bakıldığı zaman kulun dışı yoktur, ‘kulun dışı kavramı’ vardır. Ama kullar Birbirlerine Göre Var özellikleri içerisinde konuşurken “Kulun dışı var” diyebilirler, kul kula bunu söyleyebilir ki başka bir kul oluşsun. Ama hakikatte bir adım ileri giderseniz ‘kulun dışı var’ kavramı çok doğru olmaz. Var olan bir “kavram”dır, kulun dışı kavramıdır. Kulun ‘dışı’ kavramı vardır. Allah’ın ‘dışı’ diye bir kavram yoktur. Allah’ın dışı yoktur, yani dışı kavramı yoktur. Bu yaratıyor olmanın özelliğidir, yaratanın dışı kavramı olmaz, dışı kavramı olan yaratamaz! Bunu çok detaylı inceledik, ama konu buraya gelmişken bir cümle ekleyelim ki bu kadar önemli ve özel bir kelimeye insanlar sahip çıkmasınlar, “yaratıyoruz, yaratıcı” gibi ifadeler kullanmasınlar.

“Yaratmak” ancak Allah’a ait olan çok önemli bir vasıftır. Kulun onu kullanması çok tehlikelidir. Yaratma özelliği “dışı” kavramı olmayana aittir. Yaratılanların “dışı” kavramı vardır, yaratma vasıfları yoktur.

Onların bütün yaptıkları yaratılan malzemeleri kullanmaktır. İnsanların yanlışlıkla “yaratıyor” kelimesini kullanarak söyledikleri ne tür ürün varsa, buna illüzyon benzeri şeyler de dâhildir, ne tür fikir, ne tür başarı varsa tümü Allah’ın yarattığı malzemeler kullanılarak yaptıkları şeylerdir. Dikkat edin, yaratmada malzeme kullanılmaz. Allah’ın dışı kavramı yok demek, bir şey yaratacağı zaman dışından bir malzeme kullanmıyor demektir, “yaratma” ona denir. İnsanın dışı kavramı vardır, dolayısıyla dışında başka kullar/ malzemeler vardır, onlardan yararlanarak bir şey ortaya çıkarır. “Müstakilen VAR ve Muhtar” olanı bilmeyen insan bir yaratılanın bir ürününe, bir düşüncesine, bir başarısına bakar ve ona “yaratıcı” der, “yarattı” der, onun yaratmasını tasdik eder. İşte tuzağa düştü, Rabbini unuttu, yıllarca zindanda kaldı.

Kulağımıza küpe olsun: Kul yaratılandır, yani dışı kavramı vardır. Allah yaratandır, dışı kavramı yoktur. Yaratma vasfı, yaratma fiili, yaratma cümlesi Allah’a aittir.

Kul yaratılan olduğu için, onun dışı kavramı olduğu için “İyyâKE na’budu” demek zorundadır, Yaratan’a teslim olmak zorundadır. İyyâKE na’budu; bu bilgileri tasdik ediyorum. Ve İyyaKE nesta’iyn; yalnızca senden isterim. Bu bilgileri, isteme bilgilerini ve sistemini tasdik ediyorum. Burada bir tasdik zorunluluğu vardır. Bu yüzden, bir kulun “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” demesi zorunludur, hem de o kulun -lütfen inanın- kurtuluş cümlesidir. Sırası gelince fark edilir o. Bir ilaç almış eve koymuşsunuzdur, miâdı içerisinde ilaç unutulmuştur. Sonra gecenin zor bir anında o ilaca -bu bir alerji hapı olsun- ihtiyaç olmuştur. Bir anda aklınıza gelir, “O ilacı şuraya koymuştum” der, alır yavrunuza verirsiniz, yarım saat sonra alerji geçer, çok rahatlarsınız. O ilaç orada iki yıl durdu. Ama onun ne olduğunu o an anladınız. “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” diyenler, onu hakkıyla söyleyenler, hesap günü “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn diyenler ayrılsınlar” manasına gelen “Suçlular ayrılsın” denildiği zaman o gruba girmezler. Suçlular “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” dememiş olanlardır. Takliden bile söylense bu kadar önemli bir kurtuluş cümlesidir o. Öyle bir merhamet sahibi ki Rabbimiz, “Merhameti kendime farz kıldım” diyor. Kendisine farz oluşturuyor; kullarına merhamet. Anlayalım diye öylesine söylüyorum, bir kul hesap gününde görevli olsa ve “Ya Rabbi, suçlular ayrıldılar. Ama şunlar ‘İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn’i takliden söylüyorlardı” dese, nefsine merhameti farz kılmış olan Rabbimiz, “Merhametim azabımı aştı, taştı” diyen Rabbimiz; “Olsun. Söyledi ya, söyleyenlerin içine girdi ya” der.

Yaşıyorken “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” aşkını yakalamak, buna sarılmak, bunu zikrullah yapmak, hayat tarzı haline getirmek önemlidir. Onun için “İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn”i anlamaya çalışıyoruz.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından