Karıştırılmaması gereken iki şey; “İstemek” ve “Dua”…

İki şeyi de karıştırmamak lazım ki günümüzde müslümanlar karıştırmaya başladı. Çünkü iletişimin kuvvetli olması fayda sağladığı gibi sakıncaları da beraberinde taşımaktadır. Aslında herşey öyle zıddıyla yaratıldığı için, siz bir şeyi yaratıldığı amaçlardan hangisi için kullandığınıza bakın, olayı görmeniz kolaylaşır. İki amacı da olacağı için, yaratılmış şeyleri suçlamak yanlış olur. Siz Nisâ-79 gereği kendinize bakın. O zaman göreceksiniz ki, zıt olarak yaratılmışlardan yanlış olanı seçiyorsunuz. Bir yanlış sonuç varsa sebebi budur, yaratılan bir şeyden yararlanırken onun birbirine zıt iki sonucundan yanlış olanı seçiyorsunuz, o yaratılandan yanlış yararlanıyorsunuz demektir. Yaratılanın suçu olmaz!

Bu yüzden şöyle bir karışıklık vardır, istemek ve dua birbiriyle karıştırılır. Hatta o kadar karıştırılır ki -Allahu a’lem- sistem de bu karışıklık için yardım eder. Niye? Doğru yapanlar seçilsin, saflaşsın diye! Bir yerden halis zeytinyağı alıyorsunuz, birisi onu karışmış olma ihtimaline karşı filtreden geçirirse memnun olursunuz, niye filtreye koydun demezsiniz. Sonra size “Benim bir de özel filtrem var, bir de ondan geçireyim” dese iyice sevinirsiniz. Dersiniz ki, bizim yağı özel filtreden de geçirdi, yağ iyice temizlendi. Dünyada da bu tür filtreler müslümanları sevindirir, müslümanlar saflaşıyor diye. Normal hayatta istemek öyle önemseniyor ki müslümanlar istemeyi dua zannediyorlar. İsteme ile ilgili elde edilen sonuçlar dualarla elde edilenlerden istatistiksel olarak fazla çıkınca kişi duadan kesilip, o eleğe takılıp, istemeye yöneliyor. İşi bilmeyenlerin duayı istemek gibi anlatmaları da duadan perdeliyor. Dikkat edin, insan ne isterse olur! Bu işin başlangıcıdır, başlangıç çizgisidir. Seyr-i sülûkta, insanın özelliklerini fark etikçe, hakikatini yaşadıkça görürsünüz ki insan ne isterse olur. Ne isterse olur, çünkü oradaki “insan” kelimesini biz koyuyoruz. “İstersem olur”u fark eden insan, onu kuvvetlendirici yöntemler geliştiriyor ve kimisi bunu dua zannediyor, kimisi duadan perdeleniyor. Sonuçta ikisi de duadan uzaklaşır. İstemenin bir mekanizması vardır. O sistemi çalıştırmak için size bunun derslerini verebilirler. Onun bir konsantrasyonu, bir yöntemi, bir sürü bir şeyi vardır. Hatta bunu anlatan birisi kendisine inandırmak için şöyle örnek vermişti: Deneyin, yatmadan önce “Ben saat dörtte kalkmak istiyorum” deyin ki. Böyle deyin, buna inanın, saat dörtte uyanırsınız, saatinizi kurun o çalmadan uyanırsınız. Doğru! Kişi istemeyi önemserse kendisiyle ilgili bu sistem çalışır. Ama bu sistem onu fark etmeden mütekebbirliğe götürür. Gittikçe istemesi kuvvetlenebilir, yanına başka şeyler de eklenebilir. “Bırakın istemeyi hissetsem oluyor” demeye başlar. “Hissediyorum beni telefonla arıyor, hissediyorum geliyor, hissediyorum gidiyor”lar başlar. Oysa duanın bir mekanizması, bir tahsili, bir kursu yoktur.

Dua doğrudan Allah’tan istemektir. Allah’tan istemenin ismi duadır, istemenin ismi değil!

Siz herhangi bir yöntemle kendinizden bir şey isteyebilirsiniz; beyninizi zorlayabilirsiniz, konsantre olabilirsiniz, gözlerinizi bir yere dikip isteyebilirsiniz, onlar dua olmaz. İsteme sonuç veriyor diye, isteme sonucu işler meydana geliyor diye başardığınızı zannetmeyin. Efendimiz (SAV)’e; “Onlara söyle, duaları olmasaydı neye yararlardı” dediği şey onların istemeleri değil. “Benden istemeseler neye yararlar” diyor. “Çünkü emir verdim, zaten istekleri olacak, Ben Rahmanım. Rahman gereği bunlar olacak. Emrim gereği bunların olması onları aldatmasın. Aldanmayıp, kenara çekilip, benden isteyenler var. İşte bu kullar benim için öyle değerli ki” buyuruyor. Demek ki, “dua” ve “istemek” bu kadar ayrı şeyler.

Uzakdoğu felsefelerinden esinlenip isteme yöntemlerini dua diye anlatanlar da, onlara inananlar da çok büyük yanlış yaparlar. Mesele sonuç elde etmek değildir. Önemli olan, elde edilen sonucun neyin bileti olduğudur. Dua ile istediğiniz şey olmuyordur, sizin o haliniz cennete götüren bir lütuftur. Dua etmeyen birisinin her şeyi çok muntazam gidiyordur, malı mülkü, evi, ailesi her bir şeyi kendince yolundadır. Hiç hasta olmuyor olabilir. Ama onun o hali nereye bilettir acaba? Mesele o. Ahirete dikkat eden için “Bu beni nereye götürüyor?” sorusu önemlidir.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından