Fısk hâli ve fâsık

Kişi Kur’ân’ı işitir ve itaat etmezse, “Semi’nâ ve eta’nâ” dediği halde uymazsa? Kur’ân’ı dinliyor ama hiç ilgilenmiyorsa, hem yalanlıyor hem de yalanlama faaliyetleriyle meşgul oluyorsa, Allah muhafaza etsin, o Kur’ân’a göre Hakk Yol’dan, Sırât-ı Müstakıym’den ayrılmıştır, Allah’a isyan etmiştir, Allah’tan ittika etmiyordur. Buradaki ittika, sonra başına geleceklerden korkmuyor oluşu ifade eder. Mânâya bu da eklenmiş oldu; ittika etmeyen başına geleceklerden korkmuyor demektir. Kur’ân bu saydığım hallerle yaşamaya fısk, öyle yaşayana da fâsık diyor.

“Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fasıktır.” (Mâide-49)

Bu Kur’ân’ın tespitidir, Sahibi’nin tespitidir: İnsanların çoğu gerçekten fasıktır. Yani insanların çoğu “Semi’na ve eta’na” demezler, “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” demezler. Bizi bu tespite götüren âyetler var, onlara birlikte bakalım:

“Elif Lâm Mîm Râ, bunlar kitabın âyetleridir. Ve o kitap Rabbinden sana inzal olunan Hakk’tır. Fakat insanların ekseriyeti îman etmezler” (Ra’d-1)

Âyetten bir durum tespiti yapalım: Bu kitap Hakk’tır ama insanların ekseriyeti îman etmez. O zaman insanların hepsini inandıracağım diye uğraşma, boşa kürek çekme, enerjini inanana harca, kanatlarını inanana aç. Çünkü hırs göstersen de insanların ekseriyeti mü’min olmaz.

Efendimiz (SAV) e tebliği geldiği zaman istiyor ki herkes koşsun, inansın, kabul etsin, Rabbinin yoluna hırs gösteriyor. Yusuf-103’de Rabbi diyor ki, “Hırs göstersen de çoğu mü’min olmaz.” Hatta “Sen sevdiklerine hidayet edemezsin” buyruluyor. Ra’d-1 ve Yûsuf-103. âyetler; “İnsanların ekseriyatı îman etmezler, Âmentü Billâhi ve Rasûlihi demezler” deyince “Bu âyetler inanmayanlar için, biz inanıyoruz” deyip çok önemsemeyebiliyoruz. Ama şu âyete bakın. Bu âyete çok özen göstermemiz, zihnimizde bu âyetle ilgili hızlı, acil ders yapmamız lazım ki o ders bizde korku oluştursun, bizi araştırmaya sevk etsin.

“Onların ekseriyeti ancak müşrikler olarak Allah’a îman ederler.” (Yûsuf-106)

Anlattıklarımıza karşı “Acaba?” diyene bu âyet yeter. Yûsuf-106 doğrudan inananlar için, inanıyorum diyenler için: Onların ekseriyatı Allah’a îman ediyorlar ama onlar müşrik! Muhafaza buyur ya Rabbi. Tehlikeyi fark ediyor muyuz? İşte bu tehlikeyi anlatmaya çalışıyoruz.

İnanıyorum demek iyi insan olma çalışmaları değildir. Bu iş büyük, korkunç ve tehlikeli. Efendimiz (SAV); “Sizi büyük bir tehlike için uyarmaya geldim” diyor. Fark edenleri de müjdelemeye geldi. Onların ekseriyatı, yani inanıyorum diyenlerin çoğu ancak müşrikler olarak îman ederlerse elde ne kalır ki? Tüm insanları düşündük, ‘Onların çoğu îman etmezler’ dendi. İman ediyorum diyenlere geldik, ‘Onların da çoğu müşrik olarak îman eder’ buyruldu. Elde ne kaldı? Nasıl bir tehlike!

Hedefimiz Allah’a kulluk etmek. Müşrik olursak nasıl kulluk edeceğiz? Öyleyse bu âyeti anlamaya çalışalım, müşrik olarak îman etmek ne demek bir bakalım, âyeti günümüze taşıyalım. “Aşağıların Aşağısı” kitapçığında ele almıştık, şirk esasen ikiye ayrılır; birincil şirk, ikincil şirk. Böyle bir ayrıma belki rastlamadınız ama bu tasnif şirkin daha kolay anlaşılmasını sağlar. Birincil şirk fark edilmediği için önemi görülemiyor. Esfele Sâfiliyn için kuraldır; bir şey ne kadar önemliyse o kadar fark edilmez, ne kadar işe yaramazsa o kadar çok önemsenir ve yapılır. “Bunun dinde yeri yok” diyorsun, bir dini görev addedip deli gibi yapıyor. Örneğin ahirete intikal etmiş bir kişi için “Şu gün, şu gün, şu gün gibi dini vecibeler yok” diyorsun, onları daha fazla yapıyor. Câmiye uğramıyor ama uydurduğu görevleri deli gibi yapıyor. Allah muhafaza etsin. Yanlış bir modern tarifi yapıp kendini modern zanneden yaşantıdakiler için söylüyorum; İslam’dan daha modern bir hayat tarzı olmaz, mümkün değil! Uydurdukları modernlik içerisinde “dini görevlerimizi de yapıyoruz” diye dinde bulunmayan her şeyin delisi olurlar. Ama esas yapılması gereken şeyleri yapmazlar. Demek ki çok yapılana dikkat etmek lazım.

Esfele sâfiliyn yanlışı çok sever, onu yaptırır durur. Aynı esfele sâfiliyn önemli şeyleri ise fark edilmemesi için örter. Birincil şirk de bunlardan biridir. Birincil şirk bir kişinin “Ben Müstakilen VARIM ve Muhtarım” iddiasında bulunması ve buna göre hayat tarzı oluşturmasıdır. Bu kesinlikle esas şirktir, şirkin kaynağıdır, o nedenle birincil şirktir. Diğer şirk dediklerimiz ikincil şirktir.

Örneğin bir kişinin paraya çok tamah etmesi ikincil şirktir. Bilimle bir şeyler yapan birisine “Sen bilime tapıyorsun” diyebilirler. Bu liste uzar gider. Hepsi ikincil şirktir. İkincil şirkler kalkınca şirk kalkar zannediliyor. Bu yanılgı yüzünden müslümanlar “Biz şirk ehli değiliz” diyorlar. Tehlike ve yanılgı budur. “Allah’a ortak koşmayın” denildiğinde ortağın ikincil şirkler zannedilmesi yüzünden müslüman “Ben hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmuyorum, bir putum yok” diyor. Kendisini ortak koştuğundan haberi yok, tehlikeden habersiz! Ortak sensin! Diğerleri bu ortağın oyuncakları.

Yûsuf-106; “Onların ekseriyeti müşrikler olarak Allah’a îman ederler” dediğinde, âyetin nâzil olduğu o dönemde Mekke’de yaşayan müşrikler zaten birincil şirkin içindeler. Ama görünen ve kendisiyle savaşılan bir de ikincil şirk var. Mekke müşrikleri Allah’a inanıyor ama müşrik olarak, çünkü bir de putu var. O günkü tablo böyle. Bu yüzden, Efendimiz (SAV) onlara tebliğini yaparken onları Allah’a inanmaya çağırmadı. Buraya lütfen dikkat edin, onlar zaten Allah’a inanıyordu. Onlara “Gelin Allah’a inanın” deseydi tebliğin bir cazibesi olur muydu? Günümüzde bir kişi, “Efendimiz (SAV) onları Allah’a inanmaya çağırmıştı, ben o çağrıya uydum, Allah’a inanıyorum” derse idraken çok geriye gider, Hz. Mûsa kavminden olur, o kadar eski bir idraka gider. İnsan böyle inanıyor. Ama günlük yaşantısında eskiye, geride kalmışa karşıdır. Anne babamızı eleştirmiyor muyuz; hangi gündesin hala bu tekniği mi kullanıyorsun diye? Yeni bir telefon modeli çıktığında değiştiremedim diye uykusu kaçıyor. Ama ahireti için ona çağlar öncenin tekniği yetiyor. Efendimiz (SAV) in tebliği o değil!

Efendimiz (SAV) Âmentü Billâhi dedi, bunu beyan etti. Bu Billâhi anlamı o günkü müşrikler anladılar. Efendimiz’e; “Senin anlattığın Allah’la bizim inandığımız Allah aynı değil” deyip, geri dönüp mütekebbir olarak gittiler.

Mütekebbir olarak gitmek nedir? Efendimiz (SAV) onlara “Gelin Allah adına BEN” deyin dedi. Onlar “Hâyır” dediler. Kendileri namına “BEN” dedikleri hayatı yaşarken de o BENin ihtiyaçlarını yerine getirdiler; put yaptılar, şunu yaptılar, bunu yaptılar. Sonuçta Efendimiz (SAV) in açıkladığı Allah’ı yani Allah’ın vasıflarını, O’nun Ehad ve Samed oluşunu kabul etmediler, kendilerine bir Rab uydurdular, ona da Allah ismini verdiler. Böylece, kendi uydurdukları Allah’a îman ettiler.

Kendi uydurdukları ve adına “Allah” dedikleri bir şeye inanıyorum demekle, Efendimiz (SAV) in tebliğinin kapsamına kimse giremez. Bu yüzden kişi kendi inanışına bakacak: Ben Efendimiz (SAV) in açıkladığı Allah’a mı inanıyorum, ona mı Âmentü Billâhi diyorum? Yoksa kafamdan bir şey, bir Rab uydurdum da ona mı Allah deyip inanıyorum?

Allah’ı sen tarif edemezsin. O’nu bize Efendimiz (SAV) anlatıyor, tanıtıyor. Kişinin kafasından uydurduğu bir Rabba inanıyor olması ikincil şirktir. Asıl önemli olan onun bunu yapma sebebidir ve o birincil şirktir. Birincil şirkin kaynağı “Müstakilen varım ve muhtarım” iddiasıdır. Eğer inananlar da “Müstakilen varım ve muhtarım” zannıyla, yani dûniHİ algı ve zannlarıyla Allah’a yöneliyorlarsa o tablo bu âyetin söylediğidir: Onların çoğu dûniHİ algı ve zannlarıyla -Allah’a müşrik olarak- inanıyor. Allah’ın dışı var, kendisi de dışında müstakil bir varlık, tercihini Allah’a kullandığını zannediyor.

“Allah’a kulluk yapmak” yerine sağlam otursun diye konuyu tekrarlarla ve tanımlarla basamak basamak ilerletmeye çalışıyoruz. Buna İdrak Seyahati diyoruz. İslâm’ı anlatırken kişinin idrakını alıp doğru istikamette istasyon istasyon ilerleteceksin. Treni doğru yöne sürmek gerekir.

“Ekseriyeti müşrik olarak Allah’a îman eder” âyetinin kapsamında olmaktan korktuysak, bu kapsamda olmadığımızı beyan edelim:

Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Abduhu ve Rasûlühu. Allahım kesinlikle şehâdet ederim ki; Müstakilen VAR ve Muhtar olan ancak SENsin. Başka Müstakilen VAR ve Muhtar olan YOKTUR. Başka Müstakilen VAR ve Muhtar iddiaları yalandır, iftiradır, bâtıldır, YOK hükmündedir. Yine kesinlikle şehâdet ederim ki, Hz. Muhammed Mustafa (SAV) Kulun ve Rasûlündür. Allahım, şehâdetimizi kabul buyuruver, bu şehâdete uygun bir hayat tarzı lütfediver, canımızı bu şehâdet üzerine alıver, bu şehâdet üzerine bizi yeniden diriltiver.

Âmîn.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından