Kulluk bir hayat tarzıdır.

“(De ki; bu kitab), Allah’tan başkası (müstakilen var sanıp ona) kulluk etmeyesiniz diye indirildi. Şüphesiz ki ben, O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.” (Hûd-2)

Kur’ân’ın indirilme sebebini öğreniyoruz; Allah’a kulluk edesiniz diye! Âyet, insanın özellikle kulluk konusunda tercih yaptığının delillerindendir. Bu konudaki diğer âyetleri konu ilerledikçe göreceğiz. Bir tercih yapacaksınız, bu tercihi doğru yapasınız ve tercihiniz yüzünden kazanasınız diye, Kur’ân size Allah’a kulluk etmeniz için indirildi. Ayatten Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye bir mânâ çıkar ki çok hassas olmak gerekir. Önceki bölümlerde bunu geniş konuştuk. Ama iş algı işi olduğu için, doğru tekrarların doğru algıya hizmet edeceğine inanarak tekrarlayalım.

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz” şeklindeki meâl konuşma dilidir, sokak dilidir, dünya hayatı dilidir. Dünya hayatının diliyle Kur’ân meâllendirilmez

“Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz” denince sanki başka bir merci varmış gibi anlaşılsa da Allah’tan başka merci yoktur. Özellikle âyet ve hadis meâllerinde İhlas Sûresi’ne ve Kelime-i Tevhid’e uymayan açıklama, yorum olmaz. Daha işin kaynağında Allah’tan başka merci varmış mânâsına gelen cümleler oluşturursanız sonrasını toplamak mümkün olmayabilir. Çünkü iş algı işi ve insanın esfele sâfiliyn yapısı yanlış algıya müsait, hazır. Onu hemen alır ve silmek de çok zorlaşır. “Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz” şeklindeki meâl konuşma dilidir, sokak dilidir, dünya hayatı dilidir. Dünya hayatının diliyle Kur’ân meâllendirilmez, özellikle de uluhiyet kelimeleri, tevhid cümleleri. Normal hayatta bir insana, “Senden başkasına bakmam” diyebilirsiniz. Çünkü başka insanlar da var. Ama Allah hakkında “Allah’tan başka bir şey varmış gibi” cümle kurulmaz. Bu yüzden âyete şöyle meâl verdik: Allah’tan başkası müstakilen var sanıp ona kulluk etmeyesiniz diye bu kitap indirildi.

“Siz bu şehâdeti yaptıktan sonra sade bir ev hanımı olarak âyetleri okur, anlarsınız. Ama bu şehâdeti yapmayan bir ilahiyat profesörünü dinleseniz, “Hiç anlamamış” dersiniz. Önemli olan bu şehâdeti yapmaktır.”

Kulluk dediğimiz zaman akla hemen hayat tarzı gelmelidir. Kulluk bir hayat tarzıdır. Siz başka kulluk seçerseniz, başka hayat tarzı seçerseniz, hayat tarzınızı seçerken Allah’tan başka bir merci var sanarsanız yanılırsınız. Başka merci YOK, dönüşünüz Allah’adır. Hud-2’den dersimizi aldık: Siz başka merci olmadığını öğrenip Allah’a kulluk edesiniz diye bu kitap indirildi. Demek ki iyi insan olalım diye değil. Allah’a kulluk edelim, Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik davranarak iyi kul pozisyonunda olalım diye Kur’ân indirildi. Âyet bizi bunun için uyarıyor. Peki, bunu nasıl yakalayacağız? Kur’ân’ı ders yaparak. Eğer Kur’ân’ı ders yaparsak bunun böyle olduğunu görürüz. Kur’ân’ı ders yapmak çok önemlidir. Kur’ân’ı öncelikle bir hikaye, bir rahatlama aracı gibi düşünüp, öyle yaparak Kur’ân’la ilişkimizi yerine getirdik zannedersek onu ders yapamayız, ondan sonuç çıkaramayız. Kur’ân’dan bu sonuçları çıkarmak için farklı tahsiller gerekmiyor. Başlarken yaptığımız şehâdeti samimiyetle yapan herkes, Kur’ân’ı okuyunca adım adım anlamaya başlar. Şaşarsınız. Siz bu şehâdeti yaptıktan sonra sade bir ev hanımı olarak âyetleri okur, anlarsınız. Ama bu şehâdeti yapmayan bir ilahiyat profesörünü dinleseniz, “Hiç anlamamış” dersiniz. Önemli olan bu şehâdeti yapmaktır. Çünkü Rum Sûresi 30. âyet, Bu şehâdeti yap da gel, İslam dînine bu şehâdetle yaklaş” diyor.

“Hayat tarzı, zihinden geçenlerden arzu ve isteklerden kıpırdamana, yatıp kalkmana kadar her şeyi içine alır. Kulluk yapmanın bir hayat tarzı olduğu anlaşılmazsa insan iki hayat tarzını dengelemeye çalışır.”

Kur’ân’ı iyi ders yapan görür ki Kur’ân insanları ikiye ayırır; Âmentü Billâhi diyenler ve inkâr edenler. İnsanlar Kur’ân’da özelliklerine göre bu iki ana grup altında toplanır. Bu grupların kendi içlerinde alt gruplar var, ama esas iki ana grup bunlardır; Âmentü Billâhi ve Rasûlihi demiş olanlar, bu bilgiyi inkâr etmiş olanlar. Buradan anlıyoruz ki Kur’ân insanları değerlendirirken Allah’a yöneliş davranışlarına göre ayırıyor. Allah’a nasıl yöneliyorsa insan ona göre değerlendirilir. Başka bir deyişle, Allah’a verdikleri sözü tutanlar, tutmayanlar, hatta unutanlar diye ayırır: Âmentü Billâhi îmanına göre hayat tarzı oluşturmuş olanlar, dûniHi algı ve zann’larına göre hayat tarzı oluşturmuş olanlar, bu tasnif çok önemlidir, tahmin edemeyeceğiniz kadar, benim de size anlatamayacağım kadar önemlidir. İkiye ayırdı: Âmentü Billâhi îmanına göre hayat tarzı oluşturanlar, DûniHi algı ve zann’larına göre yaşayanlar. Hayat tarzı tanımı içinde herşey vardır, herşey! Yirmi dört saat içinde neler yapıyorsanız, hayat boyunca, hepsi onun içindedir. Yalnızca tarif edilmiş bir kaç ibadeti sâlih amel adı altında sıralayıp, “Bunları yaptım, tamam” zanneden çok yanılır, çok kaybeder. Hayat tarzı, zihinden geçenlerden arzu ve isteklerden kıpırdamana, yatıp kalkmana kadar her şeyi içine alır. Kulluk yapmanın bir hayat tarzı olduğu anlaşılmazsa insan iki hayat tarzını dengelemeye çalışır. Maalesef günümüzde çok görüyoruz, kişi; “Onu da yapıyorum, bunu da” diyerek iki hayat tarzını dengelemeye çalışıyor. Kesinlikle olmaz! Dengeleyenler bilsinler ki, bütün yaptıkları esfele sâfiliyn defterine yazılır. Rabbimiz buyuruyor: “Bana verdiğiniz de oraya gider, oradan bana bir şey gelmez, oradan almam, oraya yaptıklarınızdan almam.” Kural budur; Allah rızası saftır, bölüşülmez, paylaşılmaz, paylaştıramazsınız. Hayat tarzı da öyledir. Bu yüzden, çok titizlenmek, çok korkmak lazım. “Hem öyle yaparım, hem böyle” derseniz bütün yaptıklarınız yanlış yere yazılır.

“Kur’ân ve Sünnet yalnızca Âmentü Billâhi ve Rasûlihi diyenleri muhatap alır, onlarla konuşur, onlara öğüt verir, onları müjdeler.”

Zümer Sûresi 35. âyette meâlen diyor ki; “Ben, o zor günde, dosyanız delillerle bana geldiğinde hüküm vereceğim zaman sizin kötülüklerinizi sileceğim. Dosyanıza bakıp, en güzel ne yapmışsanız size onunla muamele edeceğim, bir de fazlasını vereceğim.” Bu müjde yalnızca Âmentü Billâhi ve Rasûlihi diyenler içindir. Biz bu konuda da yanılıyoruz, âyet ve hadisleri herkese uyguluyoruz. Olmaz. Kur’ân ve Sünnet yalnızca Âmentü Billâhi ve Rasûlihi diyenleri muhatap alır, onlarla konuşur, onlara öğüt verir, onları müjdeler. Özellikle Âmentü Billâhi ve Rasûlihi, anlattığımız şekilde tam olmak kaydıyla bu muamele çalışır. Dedik ki: Kulluk yapmak hayat tarzıdır ve Kur’ân insanları hayat tarzıyla ilgili iki ana gruba ayırmıştır; Âmentü Billâhi ve Rasûlihi diyerek hayat tarzı oluşturanlar ve diğerleri. Âmentü Billâhi ve Rasûlihi demek, “Âmentü Billâhi îmanına göre” demektir. Âmentü Billâhi’yi bize öğreten Efendimiz (SAV) dir, O’ndan ayrı Âmentü Billâhi olmaz, Muhammeden Rasûlullah’tan ayrı Kelime-i Tevhid olmaz. Bu yüzden, söyleseniz de söylemesiniz de Muhammeden Rasûlullah Kelime-i Tevhid’in içindedir. Böyle bilin, O’nsuz olmaz.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından