İslam’ın öğüdü; Allah’ın razı olduğu kul olmak!

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم

“İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn; yalnızca sana kulluk eder, yalnızca senden yardım dileriz.” Bu söylemdeki çoğulu anlamaya çalıştık, “BİZ” ne maksatla kullanılmış, neler anlamalıyız? “Yalnızca sana kulluk ederiz ya Rabbi” dediğimiz için, bizi Allah’a kulluk etmeye çağıran, bunu öğütleyen âyetleri gördük. Allah’a kul olmak ve Allah’a kulluk yapmak ne demektir, farkı nedir anlamaya çalıştık. Sonra iki şehâdet ve iki tane karşılık gördük. Hayat tarzının aslında bir şehâdet olduğunu, yaşadığımız hayatın bir şahit olduğunu paylaştık. Hayatımız bir şâhit, bizim için özellikle ahirette şâhitlik ediyor. Aslında o şehâdet dünyada da çeşitli şekillerde kendini gösterir, ancak ahirette özellikle o şehâdete göre bir hüküm oluşacaktır. İki ana şehâdet var. Birisi Allah’a kulluk etmeyi tercih etmeyenlerin hayat tarzlarının şehâdeti. Bir diğeri, Allah’a kulluk yapmayı tercih edenlerin hayat tarzlarının Allah için oluşturduğu şehâdet. O şehâdeti söyledik, çünkü önce onu beyan etmek lazım. Sonra o beyana uygun yaşamak lazım. Esas önemli olan o beyana uygun yaşamaktır. Fakat bu, beyanın önemli olmadığı anlamına gelmez. Beyan daha önemlidir ama değerlendirme hayat tarzına göredir. Unutulmaması gerekir ki hayat tarzından önce o beyan şarttır. Beyan yapacaksınız, sonra o beyana göre davranış biçimi belirleyeceksiniz. Kur’ân bu ikisine birden Îman ve Sâlih Amel demiştir.

Bir özetle hatırlıyorken şehâdetimizi tekrar edelim inşâAllah: Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden Abduhû ve Rasûluhû: Allahım; kesinlikle şehâdet ederim ki; “Müstakilen VAR ve Muhtar” olan ancak SENsin; Başka “Müstakilen VAR ve Muhtar” YOKTUR. Başka “Müstakilen VAR ve Muhtar” iddiaları yalandır, iftiradır, bâtıldır, “YOK” hükmündedir. Allahım yine kesinlikle şehâdet ederim ki; Hazreti Muhammed (SAV) Efendimiz, SENin Kulun ve Rasûlündür. Alâ Hâzihiş Şehâdeti Nahyâ ve aleyhâ Nemûtü ve Aleyhâ Nüb’asü İNŞÂALLAH; Allahım bu şehâdet üzerine bizi yaşat, bu şehâdet üzerine bir hayat tarzı ver bize ve bu şehâdet üzerine canımızı al, bizi tekrar diriltirken de bu şehâdet üzere dirilt” duasıyla bitirmiş ve kaldığımız bu noktaya gelmiştik.

“İslam’da anlatılan iyi bir kul olmak mıdır, iyi bir insan olmak mıdır? Bunun anlaşılması lazım.”

Kul olmayı ve Allah’a kulluk yapmayı anlamaya çalışıyoruz, çünkü “İyyâKE na’budu VE iyyaKE nesta’iyn”i anlamak zorundayız, söylerken ne dediğimizi bilmek zorundayız ve bu beyanımıza göre yaşamak zorundayız. Anlamaya çalışırken onu kendi içinde basamaklandırdık: İslam’da anlatılan iyi bir kul olmak mıdır, iyi bir insan olmak mıdır? Bunun anlaşılması lazım. Allah’a kul olabilmek için Allah’a kulluk etmeyi tercih eden birisinin bu konuyu iyi kavraması lazım, mesele iyi bir kul olmak mıdır, yoksa iyi bir insan olmak mı? Acaba ikisi aynı şey midir? Çünkü aynı şey zannedilmesi çeşitli sonuçlara sebep oluyor. Mesela, iyi bir insan cennete gider sanılıyor. Önce bu ikisini basitçe tarif edelim: İyi bir kul ve iyi bir insan ne demektir? Kulun iyisi kötüsü olur mu?

“İyi insan, insanların değerlendirmesi sonucu ortaya çıkan bir tanımdır. İyi bir kul ise insanın Allah ile olan ilişkilerinin bir sonucudur. İyi kul Allah’ın razı olmasına bağlıdır.”

İnsan tüm duygu, düşünce, arzu, istek ve davranışlarında Allah merkezli düşündüğü için, onun Allah ile olan ilişkilerinin bir sonucu olarak ona biz ya “iyi kul” veya “iyi olmayan kul” deriz, Allah’a kulluk görevini iyi yapan veya başaramayan diye ikiye ayırabiliriz. Ancak kişinin iyi bir kul olup olmadığı değerlendirmesini insan yapmaz, Allah yapar. Kul iyi midir değil midir, bunu Allah değerlendirir. Çünkü hoşnut olacak yer de, değerlendirecek makam da orasıdır. Bu yüzden, kulla ilgili değerlendirmenin makamı Allah İndi’dir; İndallah’tır. İyi insan bu çerçevede nasıl tanımlanır? İyi insan tarifi insanlar arası ilişkilere dayanır. İyi bir insan olmak, insanın öncelikle yaşadığı insanlar arasındaki, sonra onu ilgilendiren insanlarla olan ilişkilerinin bir sonucudur. Burada değerlendirmeyi insanlar yapar. İyi insan, insanların değerlendirmesi sonucu ortaya çıkan bir tanımdır. İyi bir kul ise insanın Allah ile olan ilişkilerinin bir sonucudur. İyi kul Allah’ın razı olmasına bağlıdır. Dolayısıyla bu tanımlara göre iyi insan ve iyi kul, hiç birbiriyle ilgili değildir. Tanımları farklı, amaçları farklı, değerlendirenleri farklıdır. Kul noktasında değerlendirmeyi Allah yaptığı için, kulunun hangi davranışlarından razı olacağının kurallarını Allah koyar. İyi insanla ilgili kuralları insanlar oluşturur, insanın davranışlarından memnun olan, bu değerlendirmeyi yapan insanlardır. Ne kadar farklı değil mi? İyi insan ve iyi kul başka şeyler.

İki şeye dikkat etmemiz gerekir. Kur’ân inananlara, insanlarla ve diğer yaratılanlarla nasıl ilişki kuracağını, onlara nasıl davranacağını, özellikle bunu belirtmek üzere gelmemiştir. Yani Kur’ân, öncelikle bir toplumsal düzen kurmak için gelmemiştir. Diyeceksiniz ki, ama Kur’ân’da toplumsal düzenle ilgili kurallar var. Doğru. Bir çok sûrede toplumsal kurallara rastlamak mümkün. Ama diyorum ki “öncelikle ve özellikle bunun için” gelmemiştir. Eğer siz ‘bunun için’ geldiğini iddia ederseniz yanılırsınız. Sizden azıcık, bir tık farklı düşünen birisi hemen tezinizi çürütür. Kur’ân’da toplumsal yaşantının her şeyine cevap bulamazsınız. Düşünün, hayatınızda o kadar çok şey var ki o kuralı doğrudan Kur’ân’dan almıyorsunuz. Onları yaşanılan toplum oluşturmuş. Eğer siz Kur’ân’da her şey var derseniz, öyle olmadığına sizi çabucak ikna ederler ve kendi düşüncenizle kendinizi zora sokmuş olursunuz. İnsanlar ve diğer yaratıklar arasındaki ilişkiler değişmeye, tecrübelerle onarılmaya mahkumdur. Oysa Kur’ân değişecek özellikte değildir. Değişen bir şeyi Kur’ân’la eş tutarsak yanlış yapmış oluruz, ki bu ilk yanlış çıkarım olur. İslâm’ı hal böyleymiş gibi anlatırsak o da ikinci yanlış çıkarım olur.

“…hiç bir âyette, hiç bir hadiste iyi insan olmak öğütlenmez, İslam’da böyle bir öğüt yoktur. Hep iyi kul olmak, Allah’ın razı olduğu kul olmak öğütlenir. “İyyâKE na’budu” bu yüzden çok önemlidir.”

İslâm’ı tebliğ ederken iyi insan olma öğütleriyle anlatırsak insanlar bundan hoşlanıyor. Maalesef genellikle böyle yapılmaktadır. Neden? Çünkü insanlar aferin kelimesini daha çok seviyor. Gözüyle gördüğü için, takdiri çabuk olacağı için! Diğerinin karşılığı ahirette, çok uzakta. Zaten ahiret var mı yok mu o da ayrı mesele. Burada birisi ona aferin diyecek, teşekkür edecek, takdir edecek. İnsan bunu seviyor, sevdiği için de iyi insan anlatımını seviyor. O anlatımın sevilmesinin bir diğer sebebi de, dikkat edin, kendinin değil de çevresindekilerin iyi insan olmasını istemesidir. Neden? Rahat yaşamak için. Bu yüzden, iyi insan değil diye hep başkalarını kınar, “İyi insan değilim” cümlesini az söyler. Hep birileri iyi insan değildir. İster ki onlar iyi insan olsun, kendisi dilediği gibi olsun. İyi insan kurallarını rahat etmek, rahat davranmak için ister, ona kimse karışmasın diye sever. Kişinin cümlelerinden, yaptığı yorumlardan bunu anlarsınız. İyi insan anlatanların çok azı “Öyle olmam lazım” der. Büyük çoğunluğu “Şöyle olmanız lazım” diye başkalarına yol gösterir, kendine değil. Kendince iyi insan olmayan amcasının, dayısının, kardeşinin bu kurallara uymadığını düşünür, hep başkasının iyi insan olmasını ister. Ama iyi kul olmak, böyle değildir. Kulluk doğrudan sizi hedef alır. Bu kadar farklıdır. O yüzden hiç bir âyette, hiç bir hadiste iyi insan olmak öğütlenmez, İslam’da böyle bir öğüt yoktur. Hep iyi kul olmak, Allah’ın razı olduğu kul olmak öğütlenir. “İyyâKE na’budu” bu yüzden çok önemlidir.

 

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından