Cennet için “iyi bir insan” mı, “iyi bir kul” mu?

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم

Allah’a kulluk yapmanın önemini paylaştık, Allah’a kulluk yapmak ne demek, onu anlamaya çalışıyoruz. Şimdi bir soru oluşturacağız, o soruyu da anlayabilmemiz lazım.

“Mesele iyi bir kul olmak mı, iyi bir insan olmak mı?

Soru bu! Mesele iyi bir kul olmak mı, iyi bir insan olmak mı? Bunlar aynı şey midir? Cennet iyi kullar için midir, iyi insanlar için mi? İyi bir insan cennete girmeyi hak ediyor mu? Bu konuda çok yanlış düşünülüyor. Tabi ki, kimin cennete gireceğini Allah bilir, onun hükmünü elbette Allah verir. Biz Kur’ân’da kimler cennete girecek diye sayılan özellikler var, o özellikleri konuşuyoruz. Kişi hakkında bilemeyiz. Kişi hakkında söylersek hüküm vermiş oluruz, onu Allah bilir. Ama “Cennete girmenin kuralları nedir?” denirse, onları Kur’ân ve hadislerden söyleyebiliriz.

“İyi kul ve iyi insanı fark edememiş kişi, o zaman şöyle düşünüyor: Mesele iyi insan olmaksa şu öğretide, şu felsefede, şu adamda amel yok. Sonuçta onlar da iyi insan, o felsefeyi, o inanışı seçeyim.”

İslâm’ın, iyi bir insan cennete girebilecekmiş gibi anlatılması çok tehlikelidir. Ama böyle anlatılıyor. Dini öğüt diye iyi insan olmak anlatılıyor. O zaman insanlar İslâm’ın o anlatımını alıyorlar, diğer iyi insan anlatımlarıyla yarıştırıp, onlardan işlerine geleni seçiyorlar. Neden? Çünkü İslâm iyi kul olmayı anlatırken yanına amel koyuyor! İyi kul ve iyi insanı fark edememiş kişi, o zaman şöyle düşünüyor: Mesele iyi insan olmaksa şu öğretide, şu felsefede, şu adamda amel yok. Sonuçta onlar da iyi insan, o felsefeyi, o inanışı seçeyim. Çeşitli Hristiyanlık faaliyetlerindeki iş budur. Müslümanken Hristiyanlığı seçenlere, gençlere neden Hristiyanlığı seçtikleri sorulduğunda, hatta neden misyonerlik yapıyorsun denildiğinde, anlattıkları bu: Burada daha iyi insan olabiliriz.

“Kur’ân’ın tarif ettiği iyi kul olmaktır, iyi insan olmak değil. İyi insan olmak yanlış mı? Hâyır. Bir kişi Kur’ân’ın anlattığı iyi kul olduğunda neler oluyorsa, onlardan birisi de zaten kendiliğinden iyi insan olmaktır.”

İslâmiyet “iyi insan” fikri üzerine oturtularak anlatıldığı için, öyle öğütlendirildiği için kişiler de onun yarışına giriyor, kendilerine göre bir iyi insan tanımı ve ameli çıkarıyorlar. Oysa hiç bir Kur’ân âyetinde ve hadiste “iyi insan” diye bir tarif yok, daima “iyi kul” vardır. Ancak, kişilere İslâmiyet böyle anlatıldığı için, iyi birisine bakarak “Bu cennetlik” bile diyebiliyor. Veya bir başkası, “Yalnızca namazım eksik, ben senden daha iyi insanım” diyebiliyor. Değil. Cennetin Sahibi diyor ki: Cennete girmenin kuralı, Kur’ân’ın tarif ettiği iyi kul olmaktır, iyi insan olmak değil. İyi insan olmak yanlış mı? Hâyır. Bir kişi Kur’ân’ın anlattığı iyi kul olduğunda neler oluyorsa, onlardan birisi de zaten kendiliğinden iyi insan olmaktır. Ancak iyi kul ile iyi insan farklıdır. İyi insan olmaya çalışan, “ben iyi insan olacağım” diye kendisi karar verir. İyi bir kul olmaya çalışan bunu iyi insan olmak için yapmaz, onun gayreti iyi kul olmak içindir. Ama onu izleyenler, ona “Ne iyi insan” derler. İyi insanın takdirini insanlar verir, iyi insan olmaya çalışan insanlardan takdir bekler. İyi kul olmaya çalışan Allah’tan cennet ister. İkisi farklıdır. İnsanlardan takdir bekleyerek cennet olmaz. İyi bir kul olmak insanın Allah ile olan ilişkilerinin sonucudur. İyi bir insan olmak ise insanın özellikle insanlar arasındaki ilişkilerinin bir sonucudur. İyi bir kul olmak Allah’ın razı olmasına bağlıdır, Allah ona “iyi kul” der. İyi insan olmak insanların memnun olmasına bağlıdır, ona da insanlar “iyi insan” der. Bu kadar farklı. Allah’ın razı olacağı halin kurallarını Allah koyar, insanların memnun olacağı halin kurallarını insanlar oluşturur. Dolayısıyla, Kur’ân bize insanlar ve diğer yaratılmışlarla ilişkilerimizi düzenlemek ve nasıl davranacağımızı belirtmek üzere, bu amaçla gelmemiştir, böyle anlatılırsa doğru olmaz.

“Kur’ân, en sade mü’minin okuyup anlayabileceği îmanıyla ilgili tek bir belgedir. Mü’min kulun “Lâ ilâhe illallah”ı doğru anlayıp, doğru söyleyebilmesini, doğru yaşayabilmesini anlatan tek kitaptır.”

Kur’ân bize, yaşarken insanlar arasında nasıl ilişkiler kuracağımızı anlatmak üzere gelmemiştir. “Şöyle davranın” gibi öneriler içeren bazı âyetleri size gösterebilirler. Mesela, en azından miras hukuku var. O ayrı bir iş, onun sebebi ayrıdır. Yaşantı yalnızca miras hukuku mu? Kur’ân yalnızca insanların nasıl yaşayacağını düzenlemek içinse, o zaman ne kadar değişik dönemler, insanlar ve toplumlar var. Kur’ân’ı yalnızca öyle bir kitap olarak anlatmak doğru değildir. Veya ondan çeşitli şifreler çıkarmak, olmadık mânâlar üretmek de doğru değildir. Kur’ân bir bulmaca kitabı da değildir. O en sade mü’minin okuyup anlayabileceği îmanıyla ilgili tek bir belgedir. Mü’min kulun “Lâ ilâhe illallah”ı doğru anlayıp, doğru söyleyebilmesini, doğru yaşayabilmesini anlatan tek kitaptır. İçinde her şeyin olduğu bir kitap da değildir. Yahudiler o iddiada bulunmuştur ve onun üzerine âyet gelmiştir. Efendimiz (SAV) de demiştir ki; Yahudilerin söylediği gibi değil. Bu gelen kitaplar Allah’ın ilminin yanında çok az bir şeydir. Dolayısıyla, “Kur’ân her şeyi kapsar, O’nda her şey var” iddiası doğru olmaz. O’nda bize lazım olan var, bütün insanlar için bile değil. Kur’ân’da yalnızca muhatabına lazım olan bilgi var. Allah’ın ilmini, Kur’ân’la sınırlamak yanlış olur.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından