“Seyr-i sülûk’, nefs seyri” sürecinin sağlıklı sürdürebilmek önemli bir şey var; sığınış ve tövbe…

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم

Efendimiz (SAV) bize bir duâ öğretiyor:

Allâhümme inniy eûzü bike en üşrike bike şey’en ve ene a’lem ve estağfiruke limâ lâ a’lem. İnneke entel allâmul ğuyûb.

Allahım, bir şeyi bilerek sana ortak koşmaktan sana sığınırım, bilmeyerek yaptıklarım için de istiğfar ederim. Şüphesiz ki gaybı bilen sensin.” (Hadis)

“Ben ortak koşmuyorum” diyen bu duayı yapmaz. Hâlbuki, bilerek veya bilmeyerek kendini ortak koşmaktasın.”

“Ben ortak koşmuyorum” diyen bu duayı yapmaz. Diyelim ki zordasın, bir senedin var, Allah muhafaza etsin, yüksek meblağda ödemen var ama elinde avucunda yok. O çok ihtiyacı var halinde nasıl yürekten duâ edersin, “Ya Rabbi, şunu bana bir yerden veriver” diye. İnşâAllah Rabbim kabul eder, verir, ödersin. Ama nasıl bir duâ edersin? Çünkü ihtiyacın gözünün önünde. Kişi bu dua ile ilgili bir ihtiyaç belirtmiyorsa, “Benim öyle bir şirkim yok” diyorsa en azından duâdaki yanıklık düşer, fark etmediği için bu duâdan yararlanamaz. Hâlbuki, bilerek veya bilmeyerek kendini ortak koşmaktasın. Efendimiz (SAV) onu öğretiyor. Anlattıklarımız hadise uyuyor değil mi? Elhamdülillâhi Rabbil âlemiyn.

Bu duâyı bir de öğrendiklerimizin tefekkürüyle yapalım:

Allahım, “Müstakilen VARIM ve Muhtarım” iddiasını ve bu iddiaya uygun hayat tarzını bilerek yapmaktan sana sığınırım. Bu iddiadan ve bu iddiaya uygun hayattan ve bunu da bilerek tereddütsüz yapmaktan sana sığınırım. Allahım, bilmeyerek yaptıklarım için de istiğfar ederim. Lütfen hatalarımı örtüver ve beni bağışlayıver. Şüphesiz ki bütün bunları ve bilemediklerimi de bilen SENsin.”

Bunun peşine bir sığınış duâsı yaparsak güzel olur. Bu da bir hadis, bunu da Efendimiz (SAV) öğretiyor. Hadislerden öğreniyoruz, bu Efendimiz(SAV)in uykuya dalmadan okuduğu bir duâdır. Bu yüzden Ehlullah diyor ki; kişi uyumadan önce son sözü bu olursa iyi olur. Son sözü bu dua olursa, eğer o gece ölürse İslâm fıtratı üzerine, bu anlattıklarımıza göre ölmüş olur. Dosyasına “Bu kişi Kur’ân’ın anlattıklarına göre öldü” yazarlar.

“Allâhümme eslemtü nefsî ileyke ve veccehtü vechî ileyke ve fevvadtü emrî ileyke ve elce’tü zahrî ileyke, rağbeten ve rahbeten ileyke, lâ melcee ve lâ mencee minke illâ ileyke, âmentü bi kitâbikelleziy enzelte ve Nebîyyikellezî erselte.” (Hadis)

Bu duâ “Yakarış” kitapçığında var. Burada şöyle sığınıyoruz:

“Allahım, nefsim Müstakilen VAR ve Muhtar değil. Bu bilinçle teslim oldum. “Müstakilen VARIM ve Muhtarım” iddialarına ve hayat tarzına sırtımı dönüp hanîf olarak Billâhi idrakına yöneldim. Hayat tarzımı esfele sâfiliyn yapıma bırakma, SEN yönet Allahım. Seni ve rızanı talep ederim. Senden geleceklerden korkarım ve SENDEN SANA sığınırım. DûniHİ sığınak ve himaye edici iddialarını reddederim. İnzal ettiğin Kitab’a ve gönderdiğin Rasûl’e îman ettim.”

“Duâlarda, hadis ve âyet meâllerinde mutlaka burnumuza buram buram “Lâ ilâhe illallah kokusu” gelmelidir. Ancak o zaman o duâ Muhammedî olur.”

Şu çok önemli bir husustur. Duâlarda, hadis ve âyet meâllerinde mutlaka burnumuza buram buram “Lâ ilâhe illallah kokusu” gelmelidir. Ancak o zaman o duâ Muhammedî olur. Aksi halde yanlış inananlar da onu kendilerine hitap ediyor zanneder. Muhammedî olan kişi, duâdan Lâ ilâhe illallah kokusu geliyorsa kabul eder, değilse reddeder. Bunu herkes fark edemez, kabul de edemez, Muhammedî olan kabul eder. Kim kabul ederse o da Muhammedî’dir. Ama Lâ ilâhe illallah kokusu gelmiyorsa, oradan o mânâ çıkmıyorsa o Muhammedî bir duâ olmaz.

Bu süreçteki önemli bir sığınış da Seyyidül İstiğfar’dır. Öyle kıymetli bir tövbe ki, tövbelerin efendisi, üstünü, beyefendisi, üstte duranı:

“Allâhümme ente Rabbî, lâ ilâhe illa ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü, eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebûü leke bi nı’metike aleyye ve ebûü bi zenbî, fağfirlî zünûbî feinnehû la yağfiruz zünûbe illa ente, birahmetike yâ Erhamer râhımîn.” (Hadis)

“Allâhümme ente Rabbî” çok güzeldir, canınız sıkıldıkça bunu ilân edin: Allâhümme ente Rabbî; Allahım Rabbim sensin, Allâhümme ente Rabbî; Allahım Rabbim sensin. Allâhümme ente Rabbî, lâ ilâhe illa ente halaktenî ve ene abdüke: Müstakilen VAR ve Muhtar olan, bizleri de yaratan ancak SENsin. Başka Müstakilen VAR ve Muhtar YOKTUR. Ben de senin bir kulunum. Ve ene alâ ahdike ve va’dike mesteta’tü: Ve ben kulun gücüm yettiğince sana olan vaadim üzerine gayret etmekteyim ve bu vaadime göre yaşamaya çalışmaktayım. Gücüm yettiğince sana kulluk görevimi yapıyorum. Aslında burada “İyyâKE na’budu” demiş oluyoruz. Eûzü bike min şerri mâ sana’tü: Sana karşı haddi aşmaya müsait olan esfele sâfiliyn yapımın şerrinden korunmak için sana sığınırım Allahım. Ve senden yardım isterim. Şimdi de “İyyaKE nestaıyn” diyerek sığındık. Ebûü leke bi nı’metike aleyye: Bana ihsanda bulunduğun nimeti sana itiraf ederim. Ve ebûü bi zenbî: Günahlarımı da itiraf ederim. Fağfirlî zünûbî: Lütfen günahlarımı da bağışlayıver. Feinnehû lâ yağfiruz zünube illa ente, birahmetike ya Erhamer rahımîn: Ya erhamer rahımiyn, rahmetiyle kullarını bağışlayan ancak SENsin.

“Gücüm yettiğince vaadim üzereyim, ona göre yaşamaya çalışıyorum.” İleride bu vaadi göreceğiz. A’râf-172’de var: Bize sordu; Rabbiniz değil miyim? Bizim de, “Evet, şahidiz ki Rabbimizsin” dedik. Bir vaadimiz var, Allah’a verdiğimiz bir söz var. Bunu açıklayacağız inşâAllah. Mesteta’tü derken, gücüm yettiğince sözümde duruyorum demek istiyoruz. Hadis bize öğretirken ne kadar koruyucu! “Gücüm yettiğince sözümü tutuyorum.” Efendimiz (SAV) bizi böyle koruyor, “Allahım, gücüm yettiğince yapabiliyorum” diyoruz. Ne güzel bir merhamet içeriyor.

“Oruca bir de söz verme, sözünü tutma olarak bakalım. Biz oruç tutarken sahurda söz veririz”

Onu anlayabilelim diye Rabbimiz bize Oruç’la bir antrenman yaptırır. Bunu Üç Aylar’la ilgili yararlanabilelim diye de paylaşıyorum. Rabbimiz bir kudsi hadiste; “Kullarıma olan merhametimin işareti şudur ki onlara İhlâs Sûresi’ni ve Ramazan ayını verdim” buyuruyor. Onlara o kadar merhametliyim ki İhlâs Sûre’sini verdim, fersah fersah ileriden başlasınlar. Çünkü halleri, güçleri, ömürleri, hayatları, uygun değil. Onları ileriden başlatıyorum. Kurtulsunlar diye, dünyadayken temizlensinler diye de Ramazan Ayı’nı verdim.

Oruca bir de söz verme, sözünü tutma olarak bakalım. Biz oruç tutarken sahurda söz veririz; Allahım, akşam ezanına kadar yemeyeceğim, içmeyeceğim, şunları yapmayacağım. Akşama kadar sözümüzü tutarız. Allah’a söz verme ve sözünü tutma antrenmanını gördünüz mü?

“Allahım ben verdiği sözü tutanlardanım. Bunu yaparken hatalarımız olursa bağışla. Sana verdiğim sözü hiç değilse sabahtan akşama kadar tutuyorum, kabul buyur”

“Allah’ın sizin aç kalmanıza ihtiyacı yoktur” hadisi gereği, oruçluyken bir yandan Allah’a verdiğimiz ahde/söze uygun yaşamaya çalışırken, “Oruçlu olacağım” diye verdiğimiz sözü tutma antrenmanı da yaparız. Böylece, “Allahım ben verdiği sözü tutanlardanım. Bunu yaparken hatalarımız olursa bağışla. Sana verdiğim sözü hiç değilse sabahtan akşama kadar tutuyorum, kabul buyur” diyoruz.

Rabbimiz bize müthiş bir antrenman yaptırıyor, verdiğimiz sözü tutmayı öğrenelim diye. Allah’a verilen sözün önemini anlayalım diye. Orucun bir de bu yanı var.

Mustafa Yılmaz Dündar

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından