Rabbinize kulluk edin, belki takvâ sahibi olur, korunursunuz

“Ya Nâs (Ey, insanlar)! Sizi ve sizden öncekileri halk etmiş olan Rabbinize kulluk edin ki, belki takvâ sahibi olur, korunursunuz.” (Bakara-21)

Allah’a kulluk etmekle şükredenlerden oluyorduk. Şimdi başka bir tanımla bize bir müjde var: Rabbinize kulluk edin, belki takvâ sahibi olur, korunursunuz. Âyetteki takvâyı biraz anlamaya, yani hayatımızda bir amele çevirmeye çalışalım. Takvâ başlı başına uzun bir konu, bir kaç cümleyle onun bir yanını görelim.

“Ey, Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takvâ elbisesi, işte o daha hayrlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar.” (A’râf-26)

Rabbimiz normal hayatta örtünmek için kullandığımız şeyleri “Onları da ben verdim, ben yarattım” diye örnek vererek tefekkür etmemiz, şükretmemiz için bizi uyarıyor. Ancak önemli bir uyarı daha var: Takvâ Elbisesi! Yeni bir elbise çıktı karşımıza. Rabbimiz diyor ki: Size örtünmeniz, süslenmeniz için bir elbise verdim, bir de Takvâ Elbisesi var, işte o daha hayrlıdır. Diğerini giymeyin mânâsına değil. “Takvâ elbisesi sizin için daha hayrlıdır” âyetini okuyunca takvâ elbisesini diğerinin alternatifi gibi anlamayın. Bu âyet “O elbiseye sahip olun” önerisidir. O elbiseye nasıl sahip oluruz? Bakara-21 uyardı: Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri halk etmiş olan Rabbinize kulluk edin, belki takvâ sahibi olur, korunursunuz. Yani, Rabbinize kulluk ederseniz takvâ elbisesini bilirsiniz, giyersiniz. Şimdi bu elbiseyi biraz anlamaya çalışalım.

“Öyle elbiseler gördüm, içinde insan yoktu. Öyle insanlar gördüm, üstünde elbise yoktu”

“Örtünmeniz ve süslenmeniz için” diye bahsedilen libas/giysi, dünya hayatına dikkat edecek olursanız o kadar önemli hale gelmiş ki. Nasıl bir endüstri var, nasıl bir moda sektörü var ve nasıl insanları peşinden sürüklüyor. Ayet bize “Ey, Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık” deyince kabul edip geçtik. Ama açıkgözler öyle dememişler, onun üzerine dünyayı çeviriyorlar. Biz “Bir örtümüz, çaputumuz var, ona da şükrederiz” deyip geçtik, ama moda sektörü sırf bunun üzerine. Filmler, romanlar, yarışmalar, kriterler hep bunun üzerine. Bunun üzerine müthiş bir para harcanıyor. Tabi bu bir tercih. Onlar takvâ elbisesini kabul etmiyor ve öyle yapıyor. Ama âyet bizim için bir uyarı: Evet, bu yatırımlar var ama bir de takvâ elbisesi var. Sen o yatırımlara, o uğraşlara bakma, o bir esfele sâfiliyn tuzağı. Hani bir kaç şirket birleşir holding olur, o holdingdeki şirketlerin birer genel müdürü vardır, bir de holdingin genel koordinatörü vardır. Bu işlerle meşguliyetin her birini birer şirket düşünürsek hepsinin bir yöneticisi vardır ve hepsi birden bir holdingdir. O holdingin başında da bir şeytan genel koordinatördür, o yönetmektedir, o ayrı iş. Âyet bize, “Bir de takvâ elbisesi var, o sizin için daha hayrlıdır” diyor. Elbise işini fark etmiş olan bir zat normal toplum yaşantısı için geçerli bir cümle kurmuş: Öyle elbiseler gördüm, içinde insan yoktu. Öyle insanlar gördüm, üstünde elbise yoktu. Neyi önemsemiş? Elbisenin dışında başka bir şeyi. Elbiseyi çok önemseyenler için Nasreddin Hoca’nın bir de fıkrası var. Bir davete gidiyor ama hocaya iltifat emiyorlar, karnı da aç, ziyafette yer bulamıyor, bir yere oturamıyor. Ama hemen işi fark ediyor, koşuyor eve. Kürkünü giyip geliyor. Kürkü giymiş görünce kapıdakiler, “Buyur hoca efendi, buyur hoca efendi” deyip onu önemli bir yere oturtuyorlar. Halbuki biraz önce de geldi ama üstünde kürk yoktu. Önüne güzelce yemeğini koyuyorlar. Anlaşılıyor ki bu yemek kendine değil, kürke. O zaman diyor ki; ye kürküm ye. İşte elbise böyle bir şey.

“Öyle bir şey yapacaksın ki, takvâyı takip ediyor denecek, takvâ elbisesi öyle bir şey”

Hayatımızda takvâ elbisesinin yeri ne? İşte ona hiç bakmayız. “Takvâ elbisesi sizin için daha hayrlıdır” âyetine rağmen onu hiç önemsemeyiz, onu hiç araştırmayız. Ama Allah’ın en önemli hediyesine de tâlibiz. İnşâAllah Rabbim bağışlar. Takvâ elbisesi giyilen bir şey değil, bir çaput değil. Ama bir elbise. Örneğin birisi modaya uygun bir kreasyona sahip olsa, baktığınız zaman “Şu moda” dersiniz. O öyle bir moda giymediği halde siz onu şu modayı takip ediyor diye tanımlarsınız. Öyle bir şey yapacaksın ki, takvâyı takip ediyor denecek, takvâ elbisesi öyle bir şey. Öyle bir halin olacak ki, “Bu kişi takvâyı takip ediyor” denecek. Normal hayatta söylüyoruz; “Şu modayı takip ediyor. Onu şu kişi giydiriyor. Bu dikiş, bu tasarım şunun” diyoruz. Onun gibi, diyecek ki şu hâl takvâyı takip hali, takvâ hali. Peki, o renginden anlaşılır mı? Anlaşılır. Takvâ elbisesini birisi tanırsa onun rengini görür. Onun renginin ismi Sıbğatallah’tır; Allah’ın boyası. O elbise Allah’ın boyası ile boyanmıştır. Eğer kişi takvâ elbisesini giyerse, Allah’ın boyası orada olursa hiç bir boya ona yapışmaz, o boyanın üstünde bir başka boya olmaz. Onu bize Bakara Suresi söyler: “Sıbğatallah (Allah boyası). Boyaca Allah’tan daha güzel kim olabilir? İşte biz O’na kulluk edenleriz.” (Bakara-138)

Âyette çok mânâ var, biz ayete yalnızca takvâ elbisesiyle ilgili bakalım: Takvâ elbisesinin boyası Allah’ın boyasıdır, Sıbğatallah. Elbisesi ve elbisesinin boyası en güzel olan Allah’tır. Başka olabilir mi? Bu yüzden, biz O’nun dediği gibi giyiniriz, biz O’na kulluk ederiz, O nasıl diyorsa öyle yaparız. Semi’na ve eta’na; işittik ve itaat ettik Allahım.

Takvâ elbisesi öyle bir şey ki, çıplak bedeni düşündüğünüzde o bedenin dilidir, önce budur; bedenin dili. Ve bir de giydiğin elbisenin dilidir. Bedenin dili + elbisenin dili ikisi birlikte takvâ elbisesini oluşturur. Ona baktığınızda “Bu tarz takvâdır, bu moda takvâdır” dersiniz. Boyasını da görürsünüz, “Allah’ın boyasına boyanmış, belli” dersiniz. Bu durumda, mü’minler için takvâ elbiseyi tanımak önemli olur. Çünkü dünya yaşantısında elbise nasıl kriterse, takvâ elbisesi de mü’minin kriteri olur. Takvâ elbisesi var mı, bu onun için kriterdir. Kişinin hâli, duruşu, eli ayağı, başı, gözleri, bakışı, her şeyi buna dâhildir.

Mustafa Yılmaz Dündar

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından