Allah’a kulluk etmeye tâlib olan, âyet ve hadislere esfele safiliyn’i kuvvetlendirmeyecek, kelime-i tevhide uygun meallerle yaklaşmalı ve anlamalıdır

HUD_2

“(De ki; bu kitab), Allah’tan başkası (Müstakilen VAR sanıp o)na kulluk etmeyesiniz diye indirildi. Şüphesiz ki; ben, O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve bir müjdeleyiciyim.” (Hûd-2)

“Âyet ve hadis anlatımlarında dûniHİ algıyı kuvvetlendirecek kelime, cümle kullanmak çok tehlikelidir.”

Meâllerde parantez içi böyle değildir veya yoktur. Çok önemli olduğu için devamlı söylüyoruz; kelimelere dikkat etmek lazım. Âyet ve hadis anlatımlarında dûniHİ algıyı kuvvetlendirecek kelime, cümle kullanmak çok tehlikelidir. Kişi zaten o algıda. Sen bu anlatımınla onu oradan çekip alamazsın. Kelimelere çok özen göstermek lazım. Normal hayatta bu özeni gösteriyoruz. Diyelim ki yavrunuz kafasına koymuş, sinemaya gitmek istiyor, kendine böyle bir algı oluşturmuş, film, dışarı çıkmak gibi bir söz geçince hemen konuya giriyor. Siz gitmesini istemiyorsunuz. O zaman aranızda anlaşıp ona sinemayı hatırlatacak kelimeleri kullanmıyorsunuz. Normal hayatta bunu yaparız, Allah’ın işine gelince aynı özeni göstermeyiz. İnsan zaten dûniHİ algıda, sürekli Allah’a küfür içerisinde, onun dûniHİ halini sabitleyecek kelimeler kullanamazsın. Değilse o algıdan çıkamaz! Eğer âyet ve hadislere öyle meâl verirsen kişi yaşadığı yanlış hayatı doğru zanneder, “Bakış açım ve yaşantım doğruymuş” der. Senin yüzünden!

“İnsanların aralarında konuştukları dildeki mânâlarla Kur’ân meâli yapılmaz.”

Kelimelerin nasıl önemli olduğunu birlikte görelim. Hûd Sûresi 2. âyete eğer; “(De ki; bu kitab), Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye indirildi” yazarsanız, böyle meâl verirseniz çok doğru olmaz. Fakat konuşma dilinde mânâ böyledir, Arapça konuşulan bir ülkede insanlar aralarında bu mânâda konuşurlar. Ama insanların aralarında konuştukları dildeki mânâlarla Kur’ân meâli yapılmaz. Halk öyle konuşuyor ama o hayat esfele sâfiliyn. Siz meâlen “Bu kitab, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye indirildi” derseniz, “Başkası var ama ona kulluk etmeyin” gibi anlaşılır. Bunu okuyunca kişi “Başkasını değil Allah’ı tercih ediyorum” der. Bu âyeti Allah’ın vasıflarına göre meâllendireceksek mânâ şöyle olur: “(De ki; bu kitab), Allah’tan başkası (müstakilen var sanıp o)na kulluk etmeyesiniz diye indirildi.” Dışı, başkası var sanıp, uydurup, sonra da ona kulluk etmeyesiniz diye indirildi. Allah’tan başkası varmış gibi bir mânâ içeren meâl Kur’ân’a terstir. Allah dışında “müstakilen VAR ve muhtar” bir varlık varmış gibi meâl yapılamaz. Bu, Lâ ilâhe İllallah Kelime-i Tevhidi’ne ve İhlâs Sûresi’ne uymaz. Zaten dûniHİ algıda olan insan beyni o meâli okursa o algıdan hiç çıkamaz. Onu o algıdan çıkaracak anlatımlar lazım. Âyetteki önem bu: Kendinizi veya başkasını müstakilen var sanıp da ona göre bir hayat tarzı oluşturmayın. Siz, birisinin önerdiği bakış açısını veya hayat tarzını kabul etmekle o kişiyi Allah dışında müstakilen var ve muhtar ilan etmiş oluyorsunuz, önerilen o öğretiye göre hayat tarzı oluşturmakla da ona kulluk etmiş oluyorsunuz. De ki; siz Allah’a göre bir hayat tarzı oluşturasınız diye bu kitap geldi. İşte ben de Allah tarafından size gönderildim, bu konuda sizi uyarıyorum. Eğer, bu uyarıya uyarsanız sizi müjdeliyorum.

zumer_11

“De ki: Bana, diyni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu.” (Zümer-11)

“Dîn, sistem adı altındakileri, Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırırsanız dîni Allah’a halis kılmış olmazsınız.”

Efendimiz (SAV)’e hitaben buyruluyor: Onlara de ki; bana, dîni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Dîni Allah’a halis kılmak nedir, buna normal hayatta bir mânâ veremeyiz. İnsanlar bu mânâda konuşmuyor ki. Bunu normal hayattaki bir mânâ ile meâl yaparsanız olmaz. Peki, âyeti nasıl anlayacağız? Anlayacağımız dille bir cümle kuralım, doğru olmak üzere benzer cümleler kurulabilir. Dîni, yani sistemi Allah’a halis kılmayı nasıl anlamalıyız? Göklerin ve yerin yaratılışını, dünya hayatını, hayat tarzını, ne olursa olsun tüm hayat tarzlarını, kısacası evreni, yani ef’al âlemini Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırmayacaksınız. Bir yere konuşlanmak oraya yerleşmektir. Göklerin ve yerin yaratılışını, yaşadığımız dünya hayatını ve tüm hayat tarzlarını Allah’ın dışı var sanıp onları oraya yerleştirirseniz, dîni Allah’a halis kılmış olmazsınız. Bu tarif göremediklerimizi de kapsasın dersek, bütün evreni, ef’al âleminin tümünü buna dâhil etmeliyiz. Aslında mânâ âlemi de buna dâhildir. Bize somut olanı konuştuğumuz için ef’al âlemi diyoruz. Dîn, sistem adı altındakileri, Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırırsanız dîni Allah’a halis kılmış olmazsınız.

Dîni Allah’a halis kılmak Allah’a karşı samimi olmak değildir. Samimiyet farklı bir şey, puta tapanlar da putlarına samimiler. Bir kaç yüz yıl önce, Güney Amerika’da bir tapınakta putlarına binlerce insanı canlı kurban ediyorlar. Arama motorlarından sayısını, yerini bulabilirsiniz. Orada bir kaç bin insanı kurban edenler samimi değil mi? O kadar samimi ki taptığına insan kurban ediyor. Ona “Samimi değilsin” diyebilir misin, “Korkmuyorsun” diyebilir misin? Taptığı puttan, inandığı bâtıldan öyle korkuyor ki onun şerrinden, zulmünden, gazabından korunmak için kan akıtıyor, binlerce kişiyi kurban ediyor. Eğer dünya sistemine göre bir samimiyet ölçecek olsan, câmiye gidenlerden daha fazla samimidir belki. Dolayısıyla, ihlaslı olmayı samimi olmak diye anlatamazsın. Zaten ne öyle uygulayabilen, ne öyle inanan var. Samimi olmak, Allah dışında bir şey yok demektir, Allah’ın dışı var sanmamaktır, İhlâs budur. Allah’ın dışı var sanıp orada varlıklar ve hayat oluşturmak samimiyeti bozar. O kişiye “Samimi değilsin, sen Allah’ın vasıflarına ters hareket ediyorsun” dersiniz.

Demek ki, Allah’ın dışı var sanıp ef’al âlemini de oraya yerleştiren inanış yasaklandı; Âmentü Billâhi demek ve bu inançla Allah’ın önerdiği hayat tarzını oluşturmak emrolundu.

Mustafa Yılmaz Dündar

“Tâlibin başlangıç çizgisi” kitapçığından