Kur’an’ın kesret diliyle tâlibi “Allah’a kulluk etmeye” davet etmesi

أعوذ بالله من الشيطان الرجيم بسم الله الرحمن الرحيم

“İyyâKE na’budu VE iyyâKE nesta’iyn” derken biiznillah söylediğimiz “BİZ” kelimesinin mânâsını biraz paylaşmaya çalıştık. Başlangıç için yeterli olan bu mânâları yakalarsak açılımları olabilir, buradan itibaren idrâkımız ilerler inşâAllah. Kuldan itibaren anladıklarımızı paylaşmaya çalışırken bizi Allah’a kulluk etmeye davet eden âyetlerle devam ediyoruz.

Ey Ademoğulları! Size “şeytana kulluk yapmayın, muhakkak ki o sizin apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin, Sırât-ı Müstakıym budur.” diye ahdetmedim mi? (Ya-Siyn; 61-62)

Bu âyetteki hitâbı inşâAllah duymayız. Bu hitâbı duymayanlardan oluruz inşâAllah. Nerede Ahirette! Çünkü bu hitap hesap günüdür. Bu işin farkında olmayanlara, duyup da inkâr edenlere, yalanlayanlara, zıddını yapanlara, alay edenlere o gün söylenecektir: “Dünyadayken size ‘Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, ona tâbi olmayın’ demedim mi? ‘Bana kulluk edin, sırât-ı müstakıym budur’ demedim mi?” Biz onu buradayken duyup öğreniyoruz. İnşâAllah öyle bir hesap sorulmaz. İnşâAllah öğrendiğini uygulayanlardan oluruz. İnşâAllah Rabbimin razı olduğu kullardan oluveririz.

Bir amel çıkarabilmemiz için, bize ne denildiğini kavramamız için, bize olan öğüdü anlayabilmemiz için Kur’ân’da ve hadislerde kesret dili kullanılır.

Ya-Siyn 61’de “Bana kulluk edin” deniyor olması dikkat çekicidir, sanki alternatif varmış gibi. Yalnızca Allah’a kulluk edilir! Ama “Bana kulluk edin” ifadesinde en az iki seçenek var, en az iki kulluk tanımı var. Hadisleri ve âyetleri anlayabilmek için şu iki dili fark etmek lazım; kesret dili, tevhid dili. Bunu yeri geldikçe hep tekrar edeceğiz. Bir amel çıkarabilmemiz için, bize ne denildiğini kavramamız için, bize olan öğüdü anlayabilmemiz için Kur’ân’da ve hadislerde kesret dili kullanılır. Bu, tevhid dilinin kesret diline dönüştüğü bir anlatımdır. Bu iki dil, bu iki anlatım karıştırılırsa “Öyle mi yoksa böyle mi?” gibi bir karmaşa yaşanır ve kişi yanlışlara dalar. O iki dili fark edip “Burada şu dille anlatım var” diyeceksiniz.

“Bana kulluk edin” deyince anlıyoruz ki gerçekten alternatif var. Âyet zaten alternatif olduğu için uyarıyor; “Farklı kulluklar var dikkat edin” diyor. Kulluk etmek yaşanan hayat tarzının ismidir. Diyor ki; dünyada yaşarken karşınıza birçok hayat tarzı çıkacak, bana kulluk edin, önerdiğim şekilde yaşayın, kendinize göre hayat tarzları uydurmayın. Bir felsefenin uydurduğu, geliştirdiği hayat tarzına tâbi olmayın. Bana tâbi olun. Nasıl tâbi olunur? Kulluk ederek. Hayat tarzınız benim önerdiğim şekilde olursa bana kulluk etmiş, bana tâbi olmuş olursunuz. Âyetten öğreniyoruz ki bu sırât-ı müstakıym’dir, doğru yoldur. Fâtiha okurken “Allahım bizi sırât-ı müstakıymine ulaştır” diyoruz değil mi? Diyor ki; söylediğim gibi yaşarsan sırât-ı müstakıyme girmiş olursun. Öyleyse soruyorum; Fâtiha’yı okuyan gerçekten ona tâlip mi? Gerçekten sırât-ı müstakıyme tâlipsek Rabbimiz diyor ki; başka hayat tarzlarını sevmeyin, benimsemeyin, reklâm etmeyin. Önerdiğim hayat tarzıyla meşgul olun, bana kulluk edin.

“Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zâriyat-56)

Neden kesret dili? Bir amel, yapabileceğimiz bir iş çıkarabilelim diye. Aksi halde yanlış bir kafa buradan şu mânâyı çıkarır ki, kafa yanlış olduğu için mânâ da yanlıştır: Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım ama yapmıyorlar. Normal hayattan düşünün. Yavrunuza para verdiniz, ekmek alıp gelmesini istediniz. Ama gidip gofret almış. Ona; “Ben sana parayı ekmek al diye verdim, niye sözümü tutmadın?” dersiniz. Yanlış bir kafa âyetten “Ben cinleri ve insanları bana kulluk etsinler diye yarattım ama dediğimi yapmıyorlar, bana kulluk etmiyorlar” mânâsını çıkarabilir. Hâşâ! Bu mânâ işi bilmemektendir. İşe ters bakmakla ilgilidir, kesret ve uluhiyet dillerini bilmemekle ilgilidir. Sakın öyle düşünüp de “Allah’ın emrine karşı çıkanlar da var” sanmayın.

Eğer bir kişi hayatı, hele de tasavvufu bu yanlış bakış açısı üzerine bina ediyorsa, öyle anlıyor ve anlatıyorsa âyet ona “Saçmalama” diyor: “Bu konu hakkında hiç bir ilmin yok, saçmalıyorsun. Saçmalıyorsunuz!

Bir hayat tarzı var, bir yaşantı var. Ve o yaşantıda öyle davranışlar var ki o davranışlardan Allah hoşnut, Allah onlardan razı. Allah’ın hoşnut ve razı olduğu bu hayat tarzı sırât-ı müstakıymdir. “Bana kulluk yapın” budur, Allah’a kulluk etmek budur. Aksi halde, Allah’ın emri dışında yaşayabilecek bir yaratılmış yoktur, olamaz. Bu cümle tevhid dilidir. Allah’ın razı olduğu hayat tarzının dışında bir hayat tarzı yaşayan da Allah’ın emrini yerine getirir. Bunu ileride âyetlerle göreceğiz. Her türlü hayat tarzı, tevhid dili içerisinde, Allah’ın emridir. Ama siz kesret âlemine geldiğinizde, kendinize bir davranış biçimi seçeceğinizde, kesrete ait dili değil de yine tevhid dilini kullanırsanız bir amel çıkaramazsınız, saparsınız. “Kim nasıl yaşıyorsa Allah’ın emridir. Ben böyle yaşıyorum. O dilemeseydi böyle yaşamazdım” sonucuna varırsınız, bu sonuçla da cehenneme gidersiniz. Böyle diyenler var, göreceğiz. Âyetler onlara; “Saçmalamayın, sizin bu konuyla ilgili hiç bir ilminiz yok” diyor. Eğer bir kişi hayatı, hele de tasavvufu bu yanlış bakış açısı üzerine bina ediyorsa, öyle anlıyor ve anlatıyorsa âyet ona “Saçmalama” diyor: “Bu konu hakkında hiç bir ilmin yok, saçmalıyorsun. Saçmalıyorsunuz!” Âyetler çok açık.

Bir davranış, bir amel çıkarmak için hadis ve âyetlerdeki kesret dilinden yararlanırız. Allah’a yönelişimizde ise tevhid dilinden yararlanırız. Tevhid dili yönelmek içindir, oradan amel çıkarmaya çalışırsanız sapan fırkalara düşersiniz.

Mustafa Yılmaz DÜNDAR

“Talibin başlangıç çizgisi” kitapçığından